1OL Civelek

1OL Civelek

Deplasman Tribünü
[email protected]

Arena

15 Ocak 2022 - 10:51 - Güncelleme: 15 Ocak 2022 - 10:55

Bugün 15 Ocak...
Arena’nın açılış yıl dönümü! Eski sahne adı Türk Telekom şimdiki ismi de Nef olan görkemli bir yapı. Büyük paraların el değiştirdiği kapitalist bir dünyaya teslim olduğumuz bir dönemin başlangıcının emsali olan ışıltılı bir podyum. Bugünün anlamı bir açılışla beraber bir de kapanışın tarihi çok kişi için...

“Çok kişi” dediğim kişiler kimler mi?
Mecidiyeköy’ün viyadük altında halen yankılanan sesleri çıkaranlardır bunlar! Yüksek yüksek binalara ev kurdurup da kına yakanların oturduğu arazide çocukluğunda, gençliğinde ümitlere kapılıp da mazileri kapitalizme kaybettiren kişiler bunlar. Boyunlarında atkı, ellerde davul, ceplerde meşale puslu İstanbul gecelerinde ertesi günkü maça girebilmek için bilet kuyruklarında sabahlayanlar bunlar. Derbi maçlar öncesinde zifiri karanlıkta ölümle burun buruna gelen direnişçiler bunlar. Her bilette bir anı, bi tebessüm saklı koleksiyonların sahibidir bunlar. Konforu olmayan, koltuğu olmayan, duvarları çatlak, girişi-çıkışı mülteci gibi sıkış-sıkış olan, demirleri paslı turnikelerden geçen, tuvaletleri pek de pak olmayan Ali Sami Yen’i terkedip de yenisi(!) ve daha iyisi(?) olduğu söylenerek kandırıldığımız Arena’nın açılış günü bugün...

11 Ocak 2011’deki Ali Sami Yen’e yaptığımız ruhların buruk ve gözerin puslu olduğu bir veda akşamından sonra, haftası geçmeden açılan süslü ve janjanlı açılış gecesi ile kendini tanıttı Arena! Hızlandırılmış bir CV ile daha sonra yaşanacakların özetini geçti ilk dakikalarında! Stadı sadece şahsının yaptığını söyleyen ve etrafındaki şakşakçıların da sürekli dile vurduğu dönemin başbakanı stada bismillah diyecekken, büyük Galatasaray taraftarının çoğunluğu tarafından ıslıklanıp protesto yiyince eyvallah diyerek stattan ayrılmak zorunda kalmıştı. 2013 Gezi provasıydı sanki o gece yaşananlar. Sonrasında da ağam-paşam diyerek özürler dileyerek, ıslıklayanları şikayet edeceğini söyleyerek peşinden koşan dönemin Galatasaray başkanı Adnan Polat da bir kaç ay sonra başkanlık koltuğundan indirilerek Ünal Aysal göreve getirilmişti. Sonrasında ışıl ışıl süreç başlamıştı aslında. Bir anda dik duran Galatasaray kimliği oluşmuştu. Bu sahnenin perde önüydü. Alkışlayan seyirciler, kapalı gişe gösterimler, pahalı oyuncular ile oynanan tiyatronun afiş ismi de konusu da Galatasaray’dı! Mecidiyeköy elden alınmış, Seyrantepe adında bir semt olduğunu farketmişti tüm Türkiye. Tıpkı daha önce de İkitelli adında bir dağ başına yapılan Olimpiyat Stadı’na sürülerek tanıtımı yapılması sağlanan ve arsa fiyatlarının zirve yapması görülen süreçte olduğu gibi Galatasaray taraftarının sinir ve sabır uçlarıyla oynanmıştı. Beşiktaş da Fenerbahçe de yeni stadlarını kendi mahallerinde büyütürken, Galatasaray’a kentin en hararetli ve hareketli noktasından sus payı verilircesine köhne bir boşluğa gönderilmişti camia. Mecidiyeköy’ün her sokağında, her kaldırımında hasretim varken ben maddi boyutuna bakmadan kaybedilen mazinin, yaşanmış hatıraların yok olduğu maneviyatın değerine paha biçilemeyeceğini düşünüyorum...

Arena’nın sevmek, Ali Sami Yen’e ihanet gibi geleceğini düşündüğümden sevemiyorum, sevemedim. Passolig denen harç mafyası da yeni oluşumdan nemalanmaya başlayınca işin rengi pastelleşmeye başladı. Arena’ya müşteri üşüştü. Saçlar fönlü, ojeli tırnaklarla doluşan tribün sosyalleşme mahali gibi oldu. Meşale yakan, alkış yapan ellerden selfie çeken telefonlar düşmüyor artık. Bir kombine ile tüm sezon piyasa yapan, kişisel çevresini genişletmek için yeni tanışmalar yaratma gayretinde olan iş insanları oluşmaya başladı çünkü. Bir davette, bir rakı masasında tribünün önde gelen güçlü isimleriyle çektirdiği fotoğrafla yaptıkları paylaşımlar ile bir anda fenomen olma gayretinde olanları da görüyor bu gözler. Sosyal medya da yeni dünyanın aksesuarı olunca eskiye hasret sadece antika pazarlarında yaşanmıyor sadece. Ve ne ilginç ki ben de bu hislerimi yeni dünyanın sosyal medyasından yazıyorum...

Arena ışıl ışıl parlaklıklar içindeki şıkır şıkır kostümlü müşterilerin dolduğu Reina gibi bir sosyetik bir gece kulübü; Ali Sami Yen de plaktan çalan müziğin tıngırtısıyla ruha dokunan salaş bir sahil meyhanesi gibi...
Soframız dolu, keyfimiz bol olsun...

YORUMLAR

  • 0 Yorum