1OL Civelek

1OL Civelek

Deplasman Tribünü
[email protected]

Okan Buruk…

23 Haziran 2022 - 09:20 - Güncelleme: 23 Haziran 2022 - 11:54



90’lı yılların başıydı. İmkanların şimdiki gibi olanaklı olmadığı, olanaksızlıklar içinde imkanlar aradığımız gençliğimizin henüz renklenmediği, adalelerimizin yeni yeni şekillenmeye başladığı flu dönem. İnternetin olmadığı, henüz cep telefonların jetonlu kulübelerde sırada beklediği geçiş dönemi. Metrobüslerin, metroların, akbillerin, çok kanallı televizyonların ortaya çıkmadığı ve hayatımızı yavaş rutinde sürdürdüğümüz, hayallerimizin bolca olduğu seneler. Klişe olacak ama çocukların salça-ekmek yiyerek tüm gün sokaklarda korkusuzca ve özgürce dolaştığı samimi yıllardan bahsediyorum…

Her Türk genci gibi benim de hayallerim vardı. Gazetelerden kesip kesip sakladığımız Tanju’nun, Rıdvan’ın, Metin-Ali-Feyyaz’ın küpürleri gibi gazetelerde haberlerimizin çıkması ve futbolcu olup da şöhret olmak istediğimiz imkansızlıklar içinde disipline girmiş jenerasyonun bir umudunu yaşıyorduk. Şimdiki gibi değildi şartlar. Soyunma odalarında suyu bile akmayan, toprak zemine sahip, etrafı tel örgülerle çevrili semt sahalarında geleceğimizin peşine düşmüştük. Kasvetli ve yağmurlu bir İstanbul gündüzünde, Üsküdar’daki Burhan Felek Stadı’nda plajı andıran, çukur dolu zeminindeki rakibimiz Galatasaray genç takımıydı. Ben henüz “Saray” statüsüne erişemediğimden Galata genç takımında oynuyordum. Galata A Takımı 3. Ligde, ben de alt yapıdaydım. Sağ açıkta oynuyordum her maç. Ancak rakip Galatasaray’da oynayan, aynı zamanda Genç Milli Takım yıldızı da olan ve benim gibi kısa boylu Okan adında bir futbolcu vardı. O dönem Beşiktaş alt yapısında da Sergen adında bir solak vardı; O da her maç döktürüyordu. Öyle bir cevher vardı alt yapı takımlarında. Galatasaray’la oynayacağımız maç öncesi bizim hoca, kadroyu açıkladığında 7 numara yerine 3 numaralı formayı vermişti bana. Güya süratimle ve çabukluğumla Okan’ı tutacakmışım. Maçın tek taktiği buydu. Oysa sol ayağımı yürürken kullanıyordum sadece ve sol beke dikmişti beni hoca, Okan’a yetişeyim diye. Ne tutması, ne yetişmesi! Futboldan soğutmuştu beni o maçta Okan! Sağımdan atıyor, solumdan geçiyordu. Bir anda depara kalkıyor, metrelerce fark atıyordu bana. 5-0 yenilmiştik, Okan da hat-trick yapmıştı o maçta…

Okan ve Papin lakaplı Mustafa ile birlikte bir kaç sene sonra Feldkamp sayesinde Galatasaray A Takınına yükseldiklerinin peşine, Onlar sahada oynarken ben de tribünde Onları desteklediğimi yaşamıştım. Onlar topçu oldu, ben de tribüncü. Hayat kapısının eşiğinden içeri girenlerle giremeyenlerin özetiydi aslında bu fotoğraf. 92’de A takıma çıkan Okan, 2001’deki şampiyonluğun kaçtığı o talihsiz Ankaragücü maçı sonrasında İnter’e gidince camiada soyadı gibi “Buruk” bir tat bırakmıştı damaklarda. Sonrasında da ta yıllar önce alt yapı zamanında da yıldız adayı olarak rakip olduğu Sergen’le takım arkadaşı olarak Beşiktaş formasını da giyince futbol dünyasında şaşırtıcı görüntü oluşturmuştu…

Sonrasında futbol oynamayı bırakınca kenardan yönetmeye başlamıştı. Bir nevi hocaların da alt yapısı sayılan Anadolu takımları çalıştıra çalıştıra Akhisar’la Türkiye Kupası ve Başakşehir’le de Lig Şampiyonluğu kazanarak hayallerine tekrar kavuşmak için sırasını beklemeye başlamıştı…

Yine kavuştu o hayallerine Okan. Şimdi o Okan Galatasaray A Takımını çalıştıracak. Artık Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı Teknik Direktörü…

İmrenilecek bir kariyer…
Hoş geldin Okan Hoca…
Yolun açık olsun…

YORUMLAR

  • 1 Yorum