Ayda Beyrut

Ayda Beyrut

[email protected]

Kerubi

15 Şubat 2021 - 14:04

“Sizi çağırıyorlar Berra Hanım.”

Kapıyı açtı küçük bir adam, yolu gösterdi. Elinde bir şişe su, şaşkın, girdi içeriye.  Az önce 1 dal sigara yakmıştı aşağıda. Konuşa konuşa elindeki çayla, tüttürmüştü sigarayı bir güzel. Yedi düvelin yedisinin de yedi ceddine saydırmıştı, oh. Gelmişine ve de geçmişine… İşte şimdi, sakin ve en çok da şaşkın girmişti odaya. Küçük adam kapıyı kapattı ardından.  
“Merhaba,” dedi karşısındakilere. Bir kadın ve bir de adam. Adam neredeyse uyuyor gibiydi, rahatsız oldu onu öyle görünce. Her halttan rahatsız olurdu zaten ama bu adam pek bir saklanmıştı işte oturduğu koltuğa. Bundan da rahatsız olunurdu artık. Oda az ışık alıyordu ondan mı böyleydi acaba? Küçücük bir odaydı bu, beyaz duvarlı. “Merhaba,” diye yanıtladı kadın. “Lütfen oturun,” diye de ekledi. Oturdu tam karşılarına Berra. Aralarında bir masa vardı, paylaşıyorlardı masayı. Şimdi kadın başladı; “Berra Hanım, ben Dr. Meryem yanımdaki arkadaşım da psikolog Ahmet  Bey. Siz sanırım ablasısınız Nisa’ nın. O yüzden çağırdık sizi,” dedi. “Hayır,” dedi Berra. “Ablası değilim, akrabayız sadece.” Kadın oturduğu yerde rahatsızlandı birden. Tam o sırada Berra, gerçekten gördü kadını. Ne kadar da iri bir kadındı. Ne kadar da donuktu yüzü ayrıca. “Bize ablası olduğunuzu söyledi. Aslında o yüzden çağırdık sizi ama devam edelim. Bize biraz Sevda’ dan bahseder misiniz?,” dedi. Berra durdu önce. Ne kadar süre kim bilir durdu, durması gerektiği kadar tam olarak. Tüm oda Sevda ile dolana kadar belki, belki gelip yanı başına oturup “Abla” diye seslenene kadar. Bir ömür kadar sustu Berra, bir ömür hatırladı.

“Tabii,” dedi. “Sevda, özel bir çocuktu. Özel olarak ilgilenilmesi gereken, eğitim görmesi ve en çok da özel olarak sevilmesi gereken bir çocuktu. Yaşıtlarına göre geride kalmıştı çünkü, zekası…” Sustu. İşte şimdi kulakları ısınmaya başlamıştı. O her neyse de şu sırtını tırmalayan şey de peydahlanmıştı yine. Derin nefes aldı ve devam etti. “Zekası sekiz yaşında bir çocuğun zekası gibiydi,” dedi. Kadına bakıyordu şimdi. Şöyle bir kıpırdandı kadın, “Psikiyatrik ilaçlar kullanıyormuş. Doğru mu bu,” diye sordu. “Evet,” dedi Berra. “Ağır psikiyatrik ilaçlar...” diye devam etti kadın. “Sevda’ ya konulan teşhis tam olarak neydi biliyor musunuz? Çünkü ben hiçbir raporda belirgin bir teşhis göremiyorum ya da eksik bendeki bu bilgiler,” dedi. Bir iki kağıdı oraya buraya sürüklüyordu masa üzerinde. “Açıkçası ben de Sevda’ ya konulan teşhisi bilmiyorum. Yani birçok hastaneye götürüldüğünü ve hatta yatarak da tedavi gördüğünü biliyorum ama teşhisi bilemiyorum. Sadece son gittikleri doktorun söylediklerinden haberim var. O da Sevda’ nın zekasındaki geriliği anlamak için onunla bir dakika sohbet etmek yeterli demişti,” dedi. “Ama bu psikiyatrik ilaçları açıklamaz,” dedi kadın. Kızgınlık mıydı suratındaki? Donuk ifade silinmişti şimdi işte tepki veriyordu çok şükür! Of! Rahatlamıştı, evet, çok rahatlamıştı.. “Doktor hanım, bunu ben bilemem dedi. Ön göremem, tahmin edemem. Ben yetkin değilim bu konularda. Söyleyebileceğim tek şey, Sevda özel ve özel olarak ilgilenilmesi gereken bir çocuktu. En çok da sevilmesi gereken,” dedi. “Evde nasıldı?” diye sordu kadın. Kızgındı. Yanındaki adam uyuyordu büyük ihtimal yine. Ne hık ne mık.. tek ses çıkmıyordu adamdan. Kadın kızmıştı ama işte. Alayına kızmıştı onun gibi.  Yedi düvele kızmıştı işte. Kızmıştı o da! “Evde… evde hırçındı. Yalnızdı o evde. Öfkeliydi. Yabancıydı,” dedi Berra. Hoşuna gitmiyordu bu iş. Hayır, ne işi vardı o odada onun? Hoşuna gitmiyordu, hayır. Ne diye o anlatıyordu şimdi bunları? Yine sırtını tırmalayan his peydah oldu. Bu sefer tutup çekiyordu iki yandan. Ah bir yırtılsa şu tam ortadan! Bir rahatlasa! Nefes verdi. 

“Öfkesinden bahseder misiniz,” dedi kadın. “Neye öfkeliydi?” “Annesine.. Kardeşlerine… Evet sanırım annesine ve kardeşlerine. Annesinin onu yeterince sevmediğinden yakınıyordu. Diğer kardeşlerini kayırdığından.. Nisa ve Eda ona göre daha kolay elde ediyordu istediklerini. Küçük erkek kardeşine olan koşulsuz sevgi ve ilgiyi kıskanıyordu. Tabii bebek o. 4 yaşında. Ama Sevda da bebekti… Sevmediler ama onu. Sevmediler.”
Sevda geldi yanına oturdu. 18 yaşında bir bedene hapsolmuş bir çocuk. Bu sefer ne tırmalayan his ne de yanan kulaklar.. Göğsü ağırlaşmıştı. Nefes alırken zorlanmaya başladı. Dev bir yumru gelmiş gırtlağına çökmüştü. Yutkun, yutkun gitmek bilmiyordu. Gözleri de yanmaya başlamıştı şimdi, kahretsin. Ne diye soruyordu şimdi bu doktor hanım bunları? Yere bakmaya devam etti. “Haplarını içmiş,” dedi kadın. Berra başını kaldırıp kadına baktı. Kızgın değildi artık. Başka bir şey vardı ama kızgınlık değildi bu. Mutsuzluk desen değil, öfke hiç değil. Adını getiremediği bir duygu, kadından tüm odaya yayılıyor, bir gaz gibi dolduruyordu odayı. Hani başka bir dalga boyunda baksak görürüz şu duyguyu, diye geçirdi içinden. “Evet,” dedi. “Tüm ilaçlarını içmiş. 120 ilaç. Kaç aylık reçete edilen ilaçlar bilmiyorum. 120 ilacın hepsine ulaşabilmiş. Normalde saklamanız gerekir bu ilaçları. Çocuklara ilaçları ebeveynleri verirler değil mi? Yok, Sevda tüm ilaçlarına ulaşmış. Hepsini içmiş. Tek seferde mi bilmiyorum ve de sanmıyorum. Şimdi adli tıptan gelen raporu bekliyoruz. Zehirlenme aşamalı mı tek seferde mi…”

Yutkundu. Biran yandaki sandalyeye bakmıştı. Boş. “Tahmin ediyor muydunuz intihar edeceğini,” diye sordu kadın. “Nasıl yani,” dedi Berra, doğrudan masaya. Doğrudan o aralarındaki şey’ e! Adı her ne ise işte o aralarındaki görünmez ama görünen şeye sordu. “Tahmin ediyor muydunuz,” diye sordu tekrar kadın. Berra, kadına baktı. Durdu ve baktı. Baktı.. Baktı.. Bir sıcaklık hissediyordu. Bir şey yanıyordu göğsünde. Ve masaya baktı, dört duvara.. Sağdaki berbat dolaba, uyuyan psikoloğa baktı, soldaki derbeder bilgisayara ve önlerindeki kağıt bok püsüre… Oturuşunu düzeltti. Daha dik oturmaya gayret ediyordu. Yavaşça şişeyi açtı bir yudum su içti. Faydasız. Sıcaklık daha da artmış, yangın tüm bedenini sarmıştı. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Tüm binayı ateşe vermek istedi birden. Ona o soruyu sorabilen yapıyı yok etmek istedi. Kendini tereyağından kıl  çeker gibi her boktan sıyıran yapıyı.. Ağzını açtı, sesi cılız, konuşmaya başladı. “Sevda’nın doğrudan bu yolla kendini öldüreceğini tahmin etmiyordum hayır. Ama ona bir şey olacağını adım gibi biliyordum. Belki istismar edilecekti, bir gün, hiç bilmediğimiz bir yerde. Çünkü tek başına yolculuk yapmasına ses edilmiyordu. Belki kaçırılıp, öldürülecekti. Belki araba çarpacaktı, ölecekti. Yani bu olasılıklar intihardan daha yakın geldiği için düşünmüyor da olabilirim. Sevda’ nın ölmek istediğinden bahsettiği zamanlar da olmuş. Bunları sonradan öğrendim. Çok sonradan,” dedi. Sustu. Ellerine baktı. İnceledi ellerini. Başını kaldırıp baktı kadına. O da kendisine bakıyordu. Adam uyuyor olmalıydı, bakmadı bile o tarafa. “Öldürdüler onu!” Sustu. Tüm dünya sustu. İnler gibi hıçkırıyordu Berra. Sevda yanına oturdu yine. “Bir insanın yaşamaya olan sevgisini, bağlılığını öldürürseniz o insan kendini öldürdüğü zaman buna intihar diyemezsiniz. Öldürdüler onu. Elbirliğiyle yok ettiler. Hayır. Sevmediler onu, istemediler. Ötekileştirdiler, eğretileştirdiler. Dövdüler, arkasından geri zekalı diye bağırdılar. Onlar öldürdüler onu el birliğiyle! Hastaneye kapattılar krizler geçirdiğinde, yatırdılar ve asla sevmediler. Hiçbir yerde bir kere bile. Annesine neden sevmiyorsunuz onu demediler ama poşet poşet ilaç içirdiler.”

Gözlerini sildi. Adam uyanmıştı. Çünkü şimdi omurgasını düzeltmişti ve doğrudan Berra’ ya bakıyordu. Berra kadına baktı. Gözlerini kapatmış başını sallıyordu yavaşça. Hay aksi! Kesin araya küfür sıkıştırmıştı. Adam bile uyanmıştı demek küfrü duyunca. Bazen böyle sırtı tırmalandığında, kan beynine sıçradığında ya da küfrederdi tabii. Hem herkes küfrederdi bazı zamanlarda. Ama yok.. Kadın sağındaki duvara bakıyordu öylece. Kafası onaylar gibi sallanıyordu. Birkaç bir şey çiziktirdi önündeki kağıda. Sonra Berra’ ya çevirdi gözlerini. “Berra Hanım, Nisa nasıl bir çocuktu?”
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum