Bedirhan Dökmeoğlu

Bedirhan Dökmeoğlu

[email protected]

En iyi uyarlama Türk filmi: Anayurt Oteli

04 Nisan 2021 - 11:49

"Anayurt Oteli" Türk sinemasında dönemine göre fark yaratan, dikkat çeken bir yapıt.



Uyarlama senaryolar Türk sinemasında çok önemli bir yere sahip. Sinemacılarımız edebiyatı baş kaynak olarak kullanıyor. Bir uyarlama senaryo yazarken üç yol izlenilir: birinci yol; kitabın konusunu alınıp tamamen farklı şekilde sunulur, Türk TV dizilerindeki kitap uyarlamaları gibi. İkinci yol; Kitaptan gidersin ama bazı bölümler eklersin ya da değiştirirsin, bu yolun en iyi örneği Stanley Kubrick filmleri. Üçüncü yol ise; kitapta hiç bir değişiklik yapmadan beyaz perdeye aktarırsın, en iyi örneği 2015 SİYAD ödül töreninde en iyi Türk filmi listesinde 4. sırada bulunan Ömer Kavur'un yönetmenliğini yaptığı "Anayurt Oteli"...

 "Anayurt Oteli" Türk sinemasında dönemine göre fark yaratan, dikkat çeken bir yapıt. Yusuf Atılgan'ın filmle aynı adı taşıyan romanının uyarlaması. Filmde Zebercet karakterinin iç dünyasına, ataerkil toplumda bir erkeğin erginleşmesine tanık oluyoruz. Zebercet ona miras kalan otelin işlerini yürütmektedir. Bir gün gecikmeli Ankara treniyle gelen bir kadının onda bıraktığı izle hayatı değişecektir.Zebercet kendi içinde, sessiz sakin bir adam. Dışarı fazla çıkmayan, pısırık bir karakter. Hala üzerinde babasının etkisi var. Tam olarak bir birey, daha doğrusu filmin vermek istediği mesajla bir erkek olamamıştır. Ankara treni ile gelen femme fatele kadına aşık olur. Ona bir oda açar. Kadın otelden ayrılınca bir hafta sonra tekrar geleceğini söyler. Bir hafta Zebercet hala normaldir ve  hayatına devam eder. Ta ki kadın sözünde durmayıp otele dönmeyene kadar. Bu saatten sonra Zebercet, farklılaşır. sert biri olur, otele müşteri almamaya başlar. Kendi yanında çalıştığı ortalıkçı kadına tecavüz eder. Her geçen gün durumu vahimleşir ve bir gün ortalıkçı kadını öldürür. Bu saatten sonrada sanrılar görmeye başlayan, vicdanıyla savaşan Zebercet ile filme dahil oluruz. Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın sonunda Zebercet'i intihara sürükler.



Zebercet, oteli bir korunak gibi görür, oradan ayrılamaz çünkü benliği oturmamış, kendini soyutlamış, biridir. Acil işler olmadığı taktirde dışarı çıkmayan, otelin resepsiyonundan ayrılmayan biri. Otel onun için mabet olurken filmde zavallı, dışlanmış bir karakterin de yansıması... Ömer Kavur Türk edebi eserleri aslına uygun bir biçimde çevirir. Diğer filmi "Gizli Yüz" gibi...



Merak edip Zebercet adını araştırdığımda; parlaklık veren taş anlamında. Ancak filmdeki Zebercet tam tersi bir vaziyette. İçine kapanık, mutsuz... Ömer Kavur kitaba tam anlamıyla sadık kalmış. Kitaptaki diyaloglar tam olarak kullanılmış. İç konuşmalar bile alınmış. Kitapta Zebercet daha çok iç sesiyle konuşur. Ömer Kavur bilinç akışı tekniğini bütünüyle filminde kullanmış. Kitapta karamsar bir hava var, Zebercet daha çok geceleri çıkar. Aynı etki filmde de var, Karamsar bir hava bütünüyle filme hakim. Karanlık ışık kullanımı, Zebercet'in zavallı halini göstermek için kullanılan üst açılar, sıkışık kadrajlar... Sabit kamera, fotoğraf karesi andıran kompozisyonlar filmi başarılı kılıyor.



Kitaptaki Zebercet; daha çok cinselliğine düşkün... Kitap bir günlük mantığında günleri saya saya ilerliyor. Filmde bu mantıkta seyrediyor.  Her gün neredeyse Zebercet cinsel bir şeyler düşünüyor. Ama filmde bu sahneler yok denecek kadar az verilmiş.  Bilinçaltında bastırdığı bir sürü duygusunu dışa vuruyor.Bilinçaltını üç bölüme ayıran Sigmund Freud'un öne sürdüğü "id" (Zaptedemediği duyguları özgürce yaşayan, toplumsal, ahlaki ve yazılı kurallara uymayan içimizdeki benlik.) Zebercet'in gördüğü sanrılarda kullandığı bilinçaltını oluşturuyor.  Ortalıkçı kadını dikizliyor, müşterileri dikizliyor, onların kapısını dinliyor.Laura Mulvey'in voyerizm diye adlandırdığı öznel alanı görme eğlemi burada karşımıza çıkıyor.  Ortalıkçı kadın üzerinde kendi hakimiyetini, erkekliğini göstermeye çalışıyor. Bastırılmış duygularını bu kadın üzerinden tatmin etmeye çalışıyor. Ama ortalıkçı kadın da Zebercet'in erkek olmadığını ima eden cümleler kuruyor.. Ortalıkçı kadında kuramadığı üstünlük, onu kadını boğarak öldürmeye itiyor. Ayrıca kitapta genç bir erkek çocuğa cinsel duygular besliyor ancak Ömer Kavur dönemin sansür korkusundan ve toplumun eşcinsel ilişkiye bakış açısından dolayı bütünüyle kitaptaki bu bölümü çıkarmış. 

Ortalıkçı kadını öldürdükten sonra kendi iç dünyasında vicdanı ile hesaplaşmasını görüyoruz. Ama bu kitapta da filmde de çok kısa sürüyor. Daha çok hapishaneden korktuğunu, otelden yani korunağından ayrılmanın onu ürktüğünü anlıyoruz. 

Bir roman ya da tüm yazılı eserler genelikle giriş, gelişme ve sonuç bölümünden oluşur ve girişte tanıtım bölümü tamamen  yapılır. Yusuf Atılgan tanıtım bölümünü tüm alanlara yaymış ve en çoğunu da son kısma bırakmış. Filmde de Zebercet'i, intihar etmeye teşebbüs etmeden önce bir mezarlığın önünde yaşlı bir amca ile diyaloğu sırasında tanıyoruz. 
Oyuncu seçimi çok başarılı, kitapta okuduğunuzda hayal ettiğiniz Zebercet ile filmde karşılaşıyorsunuz. Ortalıkçı kadını canlandıran Serra Yılmaz belkide en iyi oyunculuk performansını bu filmde göstermiştir.

Önce sessiz, sakin, kısmen iyi bir adam olan Zebercet'in giderek kötüleştiğine, değiştiğine tanık olduğumuz Anayurt Oteli, insan psikolojisini anlamlandırmaya çalışan ve bu yönde Türk sinemasını yükselten başarılı bir eser. 
in önünü kesemeyecek!"

YORUMLAR

  • 0 Yorum