Bedirhan Dökmeoğlu

Bedirhan Dökmeoğlu

[email protected]

Haftanın önerisi: Adımı Sen Koy

14 Haziran 2021 - 11:14

34. İstanbul Film Festivalinin gösterime giren filmlerinden "Adımı Sen Koy" Rus yönetmen  Nigina Sayfullaeva'nın ilk uzun metraj filmi. Nigina Rusya'da Sanat Tarihi okumuş son yıllarını film ve senaryo üzerine harcamış bir yönetmen. Ve filmleri umut vadediyor. 


Filmde Olya isimli kız öz babasını hiç görmemiş ve onunla tanışmak için en yakın arkadaşı Sasha'yı yanına alıp gider. 17 yaşına kadar babasından uzakta yaşamıştır. Baba içine kapanık merkeze uzak bir köy kasabasında yaşıyor. Olya ve Sasha ise Moskovo'da yaşıyor. Filmde karakter gerçekliğinden eser yok. Birbirine iki zıt karakter olan Olya ve Sasha'nın arkadaş olması gerçekçiliği kökünden sökmüş. Sasha bohem bir hayat yaşayan, dilediği aykırılığı, uçarılığı yapan bir kız. Kötü davranışları nedeniyle okuldan uzaklaştırılacak kadar savurgan. Olya ise üniversite kazanmış daha sakin, ağır başlı, kendi içine dönük biri. Olya babasını görünce değişik duygular yaşar, onu tanıyıp tanımama arasında gel gitleri vardır. Aklını kurcalar. Ama uçarı arkadaşı Sasha onu tanışması yönünde ikna eder. İsimlerini değiştirerek baba ile tanışmaya karar verirler. İşte bu dakikadan sonra film başlar. Gerçek baba ve kız arasındaki ilişki, bohem bir hayat süren Sasha'nın hayatı, filmde herkes birbirleri ile hesaplaşma başlar. 

Olya babasını uzaktan izleyerek daha çok tanımaya başlar. Ama ondan hoşlanmaz. Sasha ise en yakın arkadaşının babasına ilgi duyar. Kendinde eksik olan duyguları onunla bastırmaya çalışır. Aile en büyük nimettir aslında. En büyük terbiyeyi orada alır insan. En büyük sevgisini aileden karşılar, yasaklar ile orada karşılaşır, en büyük cezaları oradan oradan alır, bazen en büyük nefreti aileden duyar ama en değerli nimetinin aile olduğunu en sonunda anlar. Anne baba sevgisi ile büyümüş bir insan ile bu sevgiden yoksun bir insan arasında ister istemez bir fark oluyor. Olya ve Sasha bu farkı filmde temsil ediyorlar. Olya yarım yamalakta olsa bir ailenin sahibi, Sasha ise aile sevgisinden mahrum bırakılmış bir çocuk. Bu nedenle o sevgiyi tamamlamak için binlerce kez hata yapıyor. İstediği kişi ile istediğini yaşamakta kendini alı koymuyor. Bohem bir hayat sürüyor, düzensiz, mutsuz, sahte, dağınık ve hiç bir zaman doldurulamayacak bir sevgi açlığı....

İşler zaman geçtikçe sarpa sarıyor. Film de tek başına karakterlerin çektikleri acılara tanık oluyoruz. Ancak ne aile ile bir hesaplaşma görüyoruz, ne bir aile kavramını sorguluyoruz, ne de yapılan hatalardan ders çıkartıyoruz. Bir baba kız ilişkisinden daha çok iki sevgilinin ilişkisine dönüyor durum. Ağır, kırıcı sözler, şiddet filmde her geçen dakika yükseliyor.Ve birbirlerinden intikam almak için girilen sarpa yollar ile devam ediyor. 

Ayrıca film gereğinden fazla bir şekilde müstehcen. Bu müstehcenlik filmin anlatısına hiç bir şekilde hizmet etmiyor. Gereksiz ve çok fazla. Yönetmen anlamı olmayan tensel teması uzun planlar ile sunuyor. Ancak hiç bir anlamı yok. Sadece sinemanın bilinçaltına hitap eden gücünü kullanmak için çekilmiş sahneler olarak değerlendiriyorum. Filme bakılırsa hiç bir derdi yok anlatacak. Parçalanmış bir ailenin hesaplaşması desem bir aile olması gerekir önce, bir kızın büyüme sancıları ve kendini tanıma dönemi desem, film kızdan uzaklaşarak daha çok tek günlük pişman olunmadan yaşanan gecelerle dolup taşıyor.

Yönetmenin ilk filmi,  belki günahı olmaz ancak filmde yapılan hatalardan sonra karakterlerin pişman olmadan hayatlarına devam etmesi kötü bir yönlendirme. Müstehcen sahneleri yerinde, düzgün ve gerekli olduğu zamanlarda  kullanması gerekir ve  önce filmde anlatacak bir derdinin olması gerekir.

İyi seyirler...
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum