Bedirhan Dökmeoğlu

Bedirhan Dökmeoğlu

[email protected]

Kapitalist düzende kaybolmanın filmi Sans Toit Ni Loi (Yersiz, Yurtsuz)

08 Şubat 2021 - 22:56 - Güncelleme: 08 Şubat 2021 - 23:23

Bazen herkes bu duyguyu barındırır, yüreğinde… Her şeyi bırakıp koşarak uzaklaşmak ister. Daha çok ne yapacağını şaşırmış beyaz yakalılar kaçmak ister. Bazen taşraya sıkışmışlar da. Aslında herkesin içindeki kuştur özgürlük, bir gün uçmayı bekleyen. 

“Sans Toit Ni Loi” Türkçeye “Yersiz, Yurtsuz” olarak çevrilen bence Agnes Varda’nın en özel filmi. Varda sinemada Fransız Yeni Dalga akımının babaannesi olarak bilinir.  Sinemasının doğduğu yıllarda, bütün sinemasal kuralları hiçe sayan Fransız Yeni Dalga akımı baş gösterir. Varda da renkleri, ışıkları, kamera hareketlerini bütün düzeni altüst ederek kullanır. Kamerasını eline alır ve hayatın içindeki amatör oyuncularla filmini yaratır. Her filminde biraz da olsa belgesel tadı vardır. Eril düzeni sinemada eleştirir, feminizm filmlerinde her daim vardır. Kadınlar, onlara toplumda biçilen rollerin aksine güçlüdür ya da Agnes Varda filmlerinde baht dönüşünü kadınlar üzerinden izleriz. 



“Yersiz,Yurtsuz” filminde de Mono isimli bir kadının yolculuğuna dahil oluyoruz. 1985’li yılların karamsar havasında kamera bir kadının cesedine yaklaşır. Kadın berbat haldedir, bir çukurun içinde yatan kişi filmin ana karakteri Mono’dur. Aslında Varda’nın filme ana karakterin ölüm sahnesiyle başlaması bize herkes için geçerli olan kaçınılmaz sonu hatırlatıyor. Son hep aynı olsa da mühim olanın yolculuk olduğunu söylüyor. 



Gerilim ile başlayan giriş sahnesinin ardından polis Mono’nun nasıl öldürüldüğünü araştırmaya koyuluyor. Film de bizim için bu noktadan itibaren başlıyor. Mono bir denizden çırılçıplak çıkıyor. Sanki yeni bir hayata başlar gibi. Ölümünün ardından Mono’nun yeniden doğuşunu Freudyen bir bakış açısıyla izliyoruz. Sonra Mono yola vuruyor, yol bizi alıyor. Hikayeden hikayeye dalıyoruz, tıpkı hayat gibi, yaşamak gibi. Filmde hayatı hissettiren bir tat ve duygu var. Mono bilinçsiz bir şekilde kapitalist sisteme karşı çıkıyor, bir yere bağımlı yaşamak istemiyor, güvenliği, konforu, statüyü ve kapitalist sistemin insanlara zorladığı bütün yaptırımları geri çeviriyor. İstediği tek şey özgür olmak, Özgürlüğü uğruna yaşamak.

 

Bu yolda bir çok insanla karşılaşıyor,  birkaçı ile bir şeyler paylaşıyor, bazılarına sadece unuttuğu duyguları hatırlatıp yoluna devam ediyor. Varda, Mono’nun yolculuğunda gelip geçen kişilere mikrofon uzatıyor. Filmin belgesel tadı verdiği sahneler bu röportaj kısımları. Diğer karakterler Mono ile ilgili düşüncelerini söylüyor. Herkes okumuştur “Küçük Prens”i film bana küçük prensi hatırlattı. Mono’da küçük prens gibi seyahat ediyor, hayatlara dokunuyor. 

Bir yandan kapitalist sisteme baş kaldıran Mono bir yere ait olmak da istemiyor. Yoluna çıktığı üniversite mezunu çiftçi ile bu noktada ayrılıyorlar. Hatta aralarında tartışıyorlar. Mono çiftçiye “Ben bir patrondan kaçtım, yeni bir patron istemiyorum” der. Aslında çiftçi de bir gezgindir, evlenir ve çocuk sahibi olur, hayvancılık ve ekim işleri ile hayatını idame eder. Mono onun gezgin olmadığını ve bir yere bağlı kalarak özgürlüğünden feragat ettiğini ve onun gibi olmak istemediğini söyler. Çiftçi ona ekmesi için tarla vermiştir ancak Mono bırakıp kaçar.

Mono özgürlüğü uğruna bir yerde yalnızlığı seçiyor. Ya da sistem öylesine güçlü ki Mono’ya sadece yalnızlık sunuyor. Mono filmde bir öteki aslında, televizyon izler gibi Mono’yu izliyorlar. Kimi onun gibi olmadığı için şükür ederken kimileri de onun özgürlüğüne gıpta ile bakıyor. Özeniyor.



Sisteme bilinçsizce baş kaldıran kadının yorulduğu anlar da oluyor. Tunuslu bahçıvan ile tanışıp yanında kalmak istiyor. Mono yoruldu, belki de sisteme yenik düştü.

Mono hayatına girdiği herkesi derin düşüncelere daldırdı. Varda da filmiyle izleyenleri düşündürüyor. Filmin açılış sahnesindeki Mono, harap olmuş ve hayatını kaybetmişti. Varda belki de bu sahneyle kapitalist sistemde kaybolan insanları temsil etti. Bilemiyoruz. 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Gözde Güven
    11 ay önce
    Filmin duygusunu çok iyi anlatan, sarih bir yazı olmuş. İzlememiştim, mutlaka izleyeceğim.
  • Shokojio
    11 ay önce
    Mükemmel bir Agnes Varda filmi. Yazısı da filmin kendisi gibi harika olmuş. Elinize sağlık.