Bedirhan Dökmeoğlu

Bedirhan Dökmeoğlu

[email protected]

Karanlıkla Karşı Karşıya: Afro-Amerikan ya da anti-semitizm filmi değil, özgürlüğün filmi

06 Mart 2021 - 10:36

İnsanları seçemedikleri durumlardan dolayı yargılamanın vahimliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren Karanlıkla Karşı Karşıya “BlacKkKlansman” sert bir tokat atıyor.



Irkçılık konusuna değinen yönetmen Spike Lee, özellikle Amerika’daki son yaşanan “Charlottesville” olaylarına yer veriyor. Amerikadaki ırkçılık olayları haber bültenlerinde 2’şer 3’er dakikalık zaman diliminde kendine yer bulsa da bu çirkin konu varlığını sürdürüyor. Uluslararası arenada büyük bir suç sayılan ırkçılık geçmişteki çirkin yaşanmışlıklara rağmen bazı topluluklarca hala ders çıkarılmamış özellikle Amerika’da bazı eyaletlerde bu durum oldukça vahim durumda.

71. Cannes film festivalinde Büyük Ödül’ün sahibi alan Spike Lee imzalı "BlacKkKlansman" yönetmenin beş yıl aradan sonra sessizliğini bozduğu ve sinemaseverlerle buluştuğu, temelinde ırkçılığı ele alan ancak tüm ayrımcılıkları yerle bir eden filmi. Film hikayesiyle, ritmiyle, konusuyla yönetmenin bu beş yıllık arada ne kadar biriktiğini, dolduğunu gösteriyor.



Spike Lee, filmini Ron Stallworth’un "Black Klansman" kitabından uyarlıyor. Ayrıca Lee, başyapıtı “Malcom X” gibi yine otobiyografik bir film çekiyor.

1970'lerde Amerika’da siyahi vatandaşlar için çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalar sırasında Ron Stallworth, Colorado’da bir polis merkezine başvuru yapıyor. (Bu arada Colorado günümüzde en çok polislerin siyahi vatandaşlara şiddet uyguladığı yerdir.) Ron Stallworth, bir mülakatın ardından ilk siyahi polis olarak merkeze kabul ediliyor. Ron Stallworth, bize film de barışçıl düşüncelere sahip yasalara ve adalete inanan, bir polis memuru olarak gösteriliyor. Başlarda evrak işleriyle uğraşan bu azimli polis memuru yaptığı işten memnun kalmıyor. Her fırsatta müdürlerinden sağlam bir görev istediğini yineliyor.



Filmin çatışma alanı Ku Klux Klan denilen protestan Amerikalıların ve beyaz ırkın üstünlüğüne inanan ve yahudilere, siyahi vatandaşlara, homoseksüellere nefret besleyen hasta zihniyetli grupla siyahi vatandaşların hakkını savunan ve öğrenci gösterileri düzenleyen Black Panther Party arasında geçiyor. Sıkıcı evrak işlerinden sonra Ron Stallworth’un ilk görevi Black Panther Party’nin toplantısını dinlemek olur. Siyahi bir vatandaş olduğu için bu toplantıyı dinlemesi çok kolay oluyor. Ancak filmin mesajı farklılıklar olmaksızın herkesin eşit olması olduğu için Ron Stallworth kendi ırkım dediği bu toplantıyı sıkça eleştiriyor. Bu görevi layıkıyla yerine getiren Ron, polis merkezinde istihbarat bölümüne alınıyor. Bu bölümde bir gazete kupüründe Ku Klux Klan’ın verdiği bir organizasyon ilanını fark ediyor. Bu numarayı arıyor ve siyahi vatandaşlardan nefret eden bir beyaz gibi konuşarak grubun toplantılarına dahil oluyor. Ancak siyahi olduğu için grup toplantılarına fiziki olarak katılması imkansız. Aynı polis merkezi içinde çalıştığı Flip Zimmerman ile iş birliği yapıyor. Telefondaki iletişimi içeriden Ron Stallworth sağlarken, Ku Klux Klan’ın toplantılarına katılan ve Ron’un ismini alan Flip Zimmerman fiziki olarak örgütün içine dahil oluyor. Bu saatten sonra film, ilk başlardaki durağanlığının yerini bir anda soluksuz bir heyecana bırakıyor. Bir yalanlar silsilesiyle Ku Klux Klan’dan bilgi toplamaya çalışan Ron ve Flip, sınırlarda dolaşan ve canlarını tehlikeye atan iki polis memuru oluveriyor. Bu arada Ku Klux Klan’ın öteki olarak gördüğü ve değersizleştirdiği bir diğer topluluk Yahudilerdir. Flip’de bir Yahudidir. Bazı sahnelerde Flip, anlayamadığı bu zihniyeti kaldıramıyor. Örgütün içinde yaptığı rollerden sonra kendinden nefret ediyor.



Filmin sonu açık uçlu bitiyor; ya ırkçılık yapanların en sonunda cezalandırıldığını düşünebilirsiniz ya da ırkçılığın ve bu grupların varlığının halen devam ettiğini düşünebilirsiniz. Bu konuyu yönetmen seyircinin kararına bırakıyor. Ancak ırkçılığın aptallık olduğunu ve ırkçılık yapanların her zaman aşağılanacağı gerçeğini filmin sonunda yönetmen bir kez daha yineliyor.

Filmin sonu açık uçlu bitiyor; ya ırkçılık yapanların en sonunda cezalandırıldığını düşünebilirsiniz ya da ırkçılığın ve bu grupların varlığının halen devam ettiğini düşünebilirsiniz. Bu konuyu yönetmen seyircinin kararına bırakıyor. Ancak ırkçılığın aptallık olduğunu ve ırkçılık yapanların her zaman aşağılanacağı gerçeğini filmin sonunda yönetmen bir kez daha yineliyor.

FOTO5 
Afro-Amerikalıların sinemadaki sureti Spike Lee deyince akla bu alandaki en iyi filmi “Malcom X” gelir. Bu filmde Hacı Malik El Şahbaz adında insan hakları savunucusu Müslüman bir siyasetçinin hayatını anlatmış, Malik rolünü ise Danzel Washington canlandırmıştı. Bu oyunculuk performansı büyük ses getirmişti, Ron Stallworth kitabının filme çekilmesini onayladıktan sonra bu rolü Danzel’in oynamasını istemiş ancak Danzel Washington yaşlı ve hasta olduğu için role uygun görülmemiş. Daha sonra bu rolü oğlu John David Washington’ın oynamasına karar verilmiş. Oyunculukta yeni yeni filizlenmeye başlayan John David bu filmle ilk başrol oyunculuğunu oynamış oluyor ve bu işin hakkını her zerresine kadar layıkıyla veriyor. Rol arkadaşı ise “Paterson” filmindeki muhteşem performansıyla aklımızda kalan Adam Driver. Adam’ın oyunculuğundaki sakinliği filmlerin gerçekçi yönlerini kuvvetlendiriyor. Bu filmde de sakin, samimi ve ne yaptığını bilen bir Adam Driver vardı.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum