Bedirhan Dökmeoğlu

Bedirhan Dökmeoğlu

[email protected]

Minimalist Sinemanın Başyapıtı

10 Nisan 2021 - 11:13 - Güncelleme: 10 Nisan 2021 - 21:43

Sinema kitleleri harekete geçiren, en derinden etkileyen, hayatına yön veren, duygudan duyguya sokan bir soluk. Onunla iletişime geçeni içine çeken başka dünyaların ve insanların varlığından haberdar eden bir sanat. İran sineması ise bu sanatın hakkını tam olarak veriyor. İran, en başta köklü bir tarihe, çok değerli bir edebiyata sahip. Şiirin hayat bulduğu coğrafya, şiiri güçlü olan bir yerde sinema da çok güçlüdür ve metaforlarla doludur. 



Ve İran sinemasının en önemli özellikleri; minimalist konularla büyük heyecanlar yaşatması, günlük hayattaki olayları en sade ve özel şekillerde bize sunmaları, profesyonel olmayan oyuncuların inanılmaz mimimalist oyunculukları, teknik imkansızlığın içinde  ortaya çıkardıkları öznel planlar, diğer figüran oyuncuların motivasyonu, hayatın siyasi, sosyal sorunlarını filmlerdeki arka planlara ince işçilikle yedirmeleri, ışık kullanımının akla en yatkın şekilde gerçekçi olmaları...



İran sinemasının mihenk taşlarından biri Majid Majidi'dir. Yönetmenin bu güne kadar altı uzun metraj filmi bulunuyor. Majidi'nin o kadar güçlü bir sineması var ki, bir çift ayakkabı ile milyon dolarlar harcanmış bir filme kıyasla daha derin duygular yaşatabilecek bir sinema. Majidi, her filminde bize küçük şeylerden mutlu olmamız gerektiğini, şükretmemiz gerektiğini, sahip olduklarımızın kıymetini bilmemiz gerektiğini öğütler. 

"Cennetin Çocukları", "Serçelerin Şarkısı", "Cennetin Rengi", "Osama" ve "Baran" dünya sinema tarihinde yerlerini alan Majidi'nin değerli filmleri... 

"Baran" izlediğimizde bu Majidi'nin filmi diyeceğimiz, diğer filmlerine kıyasla metaforlardan ve göndermelerden arındırılmış, saf aşkı anlatan, içinde dönemin siyasi ve sosyal hayatını barındıran değerli bir film.. İran'da bir inşaatta çalışan genç bir çocuk ile Afganistan'dan göç edip İran'da yaşayan ve erkek kılığına girip aynı inşaatta çalışmak zorunda kalan genç bir kızın aşkı. Bu aşk bildiğimiz aşklardan değil, köklü İran edebiyatından süzülen bir aşk. Saf aşk... İran edebiyatında saf aşk her şeyden vazgeçmek ile mümkündür.  Filmde de vazgeçme ve erginleme hikayesi var. Aşkın en değerli en güzel hali. Majidi, bizlere  bu aşkı anlatırken hiç bir aykırılığa gerek duymadan, hiç bir cinsel öğeyi filmde barındırıp, günümüz aşk filmleri gibi aşkı tene hapsetmeyen bir yapıt sunuyor. 


             
Majidi bu aşkı bize öyle kuru kuruya da anlatmıyor, içinde dönemin sosyal ve siyasi yapısını içeriyor. Filmin girişinde; "1979'da Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal etti. Sovyetler, 10 yıl sonra geri çekildiğinde, ülkenin eski halinden eser kalmamıştı. Bu yıkımla birlikte sonrasında başlayan iç savaş, Taliban rejiminin zalim saltanatı ve 3 yıllık kuraklık, milyonlarca Afgan'ın ülkelerinden kaçmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler'in tahminine göre, İran şuan da 1,5 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni neslin büyük bir kısmı, İran'da doğdu ve ülkelerini hiç görmediler." siyah ekrana yazılmış bu bilgilendirme yazısıyla karşılaşıyoruz. Majidi filmi izlerken bunları bilerek izlememizi istiyor. Filmde Afganistanlı bir mülteci olan Nejaf inşaattın ikinci katından  düşüyor. Yerine kızı Baran'ı erkek kılığına sokarak arkadaşı Sultan ile işe yolluyor. Baran adını Rahmat ile değiştiriyor, kız olduğunu saklayacak şekilde giydiriliyor. Afganistan'dan göç eden ailelerin savaş nedeniyle verdikleri zor hayat şartları bütün somutluğuyla karşımızda... Bir çok aile aynı maddi imkansızlıklarla karşı karşıya, filmde sıkça karşılaşıyoruz. 


             
 Latif, inşaatta çay ocağından sorumlu... Hırslı, geveze ve herkesle kavga eden biri... Babası, inşaatın ustabaşı Mamer'e onu emanet etmiş. Rahmat inşaatta çalışmaya başlayınca ağır işlerde yapamıyor. Ve ustabaşı Mamer, Latifle Rahmat'ın görevlerini değiştiriyor. Bu durumu içine sindiremeyen Latif, bütün hırsı, öfkesiyle birlikte Rahmatla uğraşıyor. Rahmat'a zulmetmeye başlıyor. Bir gün Rahmat'ın kız olduğu gerçeğini görüyor. Majidi, Rahmat'ın kız olduğu gösterirken filmde etrafı dumanlar sarıyor ve Rahmat ilk inşaata girdiğinde de dumanlarla karşılaşıyoruz. Bu Majidi'nin film dili, o gerçekleri sığ bir şekilde vermekten yana değil, sinemasal bir dil ile bu sahnelere tanık oluyoruz. Latif, Rahmat'ın kız olduğunu öğrendikten sonra, zulmetmeyi bırakıyor. Tam tersi Rahmat'a her konuda yardım etmeye çalışıyor. Her daim izliyor, her yerde korumaya çalışıyor. Bundan sonra Latif'in kendinden vazgeçişine tanık oluruz. Ve bir erginlenme söz konusu... Latif kendini aşkın ellerine bırakırken  değişmeye başlıyor. Hırsları diniyor, daha çok iç dünyasına dönüyor, kendini dinliyor, fedakar bir insan oluyor. Biriktirdiği paralarını, günlerini herşeyini Rahmat için harcıyor. Müfettişlerin inşaata basması ile Rahmat inşaattan kaçıyor ve bir daha oraya çalışmak için dönmüyor. Latif'e ise geriye sadece Rahmat'ın saç tokası kalıyor. Devreye sinemada eşyalara yüklenen anlamlar giriyor, onu sevgilinin yerine koyması ve saf aşk... Latif, Rahmat'ı aramaya devam ediyor. Artık Latif'in hayatında bir amaç vardır ve kendini adamıştır. İran edebiyatı bu filmde hayat buluyor.
                 
Majidi'nin her filminde tasavvufi bir ayrıntı barındırır, beşeri aşkın dışında Majidi için Allah aşkı çok özeldir ve her zaman yol göstericidir. Filmde ayakkabı boyacısının sözleri: "Yalnız yaşayan Allah’a komşu olur… Ayrılık öyle bir ateştir ki alevi yürek yakar." Allah aşkının güzel bir tasviri...



Filmin son sahnesinde yine Majidi kendi imzasını hissediyor, Rahmat ailesi ile Afganistan'a döner, Latif onları uğurlamak için oradadır. Rahmat arabaya binerken ayakkabısını düşürür, Latif giydirir. Burada Majidi, evrensel bir masal Külkedisine gönderme yapar. Majidi'nin işlediği konuda evrenseldir.
 
Filmde karakterlerin kasvetli durumunu göstermek için kullanılan üst açılar, yakın planlar,doğal ışık anlatıma bütünüyle kendini bırakmış. Majidi toplumsal gerçekçiliği, sinemasal zekası ile hepimizin hayatında vakit ayırması gereken bir üstat. 
             
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum