Burak Kılavuzoğlu

Burak Kılavuzoğlu

[email protected]

Dünya güvenlikçi politikalara dönüyor biz her zamanki gibi tersine

09 Ağustos 2022 - 12:30

Paranın, hizmetin ve malların dünya üzerindeki serbest hareketi kısa süren bir barış dönemi yaşattı. Sovyetler Birliği’nin çözünmesiyle başlayan bu süreç, Rusya’nın Ukrayna işgaliyle tam olarak son buldu. 

Rusya’nın ticaret ortağı olan Avrupa ülkeleri, Rus liderliğinin, Ukrayna’yı topyekûn işgal edeceğine ihtimal dahi vermedi. Rusya, Avrupa’ya ihtiyacı olan enerji ve hammaddeleri satıyordu. Avrupa endüstrisinin ürettiği tüm ekipman ile araçlar ise uçsuz bucaksız Rus pazarında kendisine yer buluyordu. Öyle ki çoğu marka çoktan Rusya’da üretim tesislerini açmış, ortaklıklar kurulmuş, devasa projelere imza atılmıştı. Kazan-kazan halinin son bulacağına kimse ihtimal vermedi.  



Ancak beklenilen olmadı. Tüm tarafların kazandığı, kazanmaya da devam edeceği bir ‘barış döneminden’ Rusya kendi güvenlik kaygıları nedeniyle vazgeçti. Ukrayna’nın işgali başladı ve cin şişeden çıktı… 

Cin şişeden çıktı çünkü Rusya’nın ‘kazan-kazan’ dünyasına attığı ilk kazığın yankıları dünyanın diğer gerilim yaşanan coğrafyalarında ses buldu. Çin, on yıllardır geliştirdiği askeri gücünü, savaş hazırlıklarını Tayvan üzerinde denemek için sabırsız. ABD’nin Tayvan yarasını kaşıdığı sonucunu Pelosi’nin ziyaretinden çıkarabilirsiniz. Ayrıca ABD ziyaret boyunca güvenliği sağlamak için deniz kuvvetlerinin önemli bir bölümünü, 3 uçak gemisini ve onlara bağlı filoları Tayvan’a gönderdi. 

AUKUS Paktı’nı, Güney Kore’nin bitmek bilmeyen yeni askeri teknolojilerini, Japonya’nın anayasasını ‘öz savunma’ dışında genişletmek için attığı adımları ve silahlanma yarışını aynı pencereden okuyabilirsiniz. 



Yeni bir savaş kapıda, bunun bölgesel çatışmaları içeren yeni bir ‘Soğuk Savaş’ olacağını söylemek mümkün. Avrupa ve Pasifik’te taraflar çoktan belirlendi ve ittifaklar kuruluyor. 
Dünya eskiye dönüyor. Tek kutuplu dünya yeniden çok kutuplu. Güvenlikçi politikalar geri geliyor. Biz güvenliğimizden her alanda tavizler veriyoruz. Taraflar şekillenirken, biz taraf değiştirmeye yelteniyoruz. 

15 Temmuz sonrası batı ittifakından kopan, kendince denge siyaseti gütmeye çalışan iktidar Suriye’de kendi yarattığı güvenlik açmazını kırabilmek için eski düşmanlarına döndü. Rusya ve İran ile başlatılan Astana süreci AKP’nin kendi retoriğine yakın, sorgulamayan, arka kapı diplomasisi ile yönetebileceği nihayetinde otokratın, otokratla / tek adamın, tek adamla oturup anlaştığı yeni bir ilişkiler ağının oluşmasına fırsat tanıdı. 



‘Çözülemez’ denilen krizler Erdoğan ve Putin bir telefon görüşmesiyle çözüldü. Ulusların savaş sebebi sayabileceği askeri harekatlar görmezden gelindi. Daha neler neler oldu da: Görmedik, duymadık, bilmiyoruz.

Ancak veren Putin artık alan Putin’e döndü. 
Rusya, Ukrayna işgaline 2014 yılından beri hazırlanıyordu. Türkiye’nin ‘günden-güne’ değişen dış politikasının aksine Maidan’da Avrupa Birliği bayrağı açıldığı andan itibaren bir işgal dosyası Putin’in masasındaydı. 

Rusya kısa vadeli kazançlarından Türkiye lehine vazgeçerek orta ve uzun vadede önemli kazanımlar elde etti. 
S-400’ü neden sattılar? F-35 programından çıkarılacağımızı bilmiyorlar mıydı? Sahi teknoloji transferi gerçekleşti mi?  
Zeytin Dalı Harekatı’na neden izin verdiler? Neden Rusya, Türkiye’ye Suriye hava sahasını açtı? 

Doğalgaz çevrim santrallerinde yakılan gazın yüzde 45’i Rusya’dan geliyor. İşletmesi tamamen Rusya’ya ait olacak, Türk üstlenicisinin projeden uzaklaştırıldığı nükleer santral projesi tamamlandığında elektrik ihtiyacımızın yüzde 10’nunu tek başına karşılayabilecek. 
Düşünün; bugün Almanya’nın gazını kesen Rusya yarın elindeki bu güçle Türkiye’ye neler yapmaz? 



AKP iktidarı yeni dünya retoriğini anlayamıyor ya da anlamak istemiyor.
20 yıldır süregelen, sınırları tanımayan, ulusları hiçe sayan anlayışları bugün iflas etti. 
Ancak biz Türkiye vatandaşlarının da zamanı kısıtlı. Yaşamamız için gerekli temel unsurların hepsi tehdit altında. Maslov’un ihtiyaçlar piramidinden hareketle; güvenliğimiz yok. Şehirlerimiz savaş coğrafyasından getirilen, entegrasyonu imkânsız, farklı değerlere sahip milyonlarca insanla dolu. 

Gıdada ve enerjide geleceğimizi kestiremiyoruz. Rusya’ya bağımlıyız. Bugün dahi doğalgaz akışındaki bir kısıtlama biz tüketicilere doğrudan yansıtılacaktır. Avrupa hızla elektrik üretim kanallarını çeşitlendirebilirken bizim böyle bir imkânımız yok. Doğalgazı keserlerse, elektriksiz otururuz. 

Türk halkına devam edebilme gücünü veren buğday ve tahıl ürünlerinde tüketimimizin önemli bölümü ithal ediliyor. Burada da temel kaynağımız Rusya ve Ukrayna. Enflasyonla sıfıra indirgenen alım gücümüz üzerine açlıkla terbiye edilebilirdik… Tarım koridoru anlaşması bu nedenle apar topar imzalandı. Not düşülsün. 

Gelecek güzel günler vadedemiyor. AKP yönetimindeki Türkiye ise yeni dünya düzeninde varlık gösteremeyecek kadar zayıf. 

Türkiye’nin acilen rasyonel kararlar alabilen bir yönetime ihtiyacı var. 
Halk propaganda söylemlerini bir kenara bırakarak, ekseni şaşmış bir devleti kendi varlıklarının devamı için yeniden yoluna koyacak olan iktidarı seçmeli. 
Yoksa yaşanacak güzel günler göremeyeceğiz. Söylenen bunca atasözünün bir anlamı olmalı… 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum