Meltem Yılmaz

Meltem Yılmaz

[email protected]

Mutsuz olmak bir haktır!

26 Şubat 2021 - 22:14

Tamam kimseye moralsizlik aşılamayalım ama sabahtan akşama kadar aşırı neşeli paylaşımlar yapıp, sürekli motivasyon önerisi verenler size de baygınlık vermedi mi? Yaklaşık bir senedir eve kapanmış durumdayız. Kimimiz yakınını yitirdi, kimimiz enfekte oldu, zorlukla atlattı; işini kaybedenler oldu, büyük bir kesimin geliri azaldı. Bunların hiçbiri olmasa bile psikolojisi bozulmayan kaldı mı?  Ailemizi, arkadaşlarımızı rahatça göremiyoruz. Sosyallik yok, evde tek yaşamıyorsanız bireysellik de yok. Bırakın gezmeyi tozmayı, markete bile endişeyle gidiyoruz. Valla ben hiç iyi değilim! Bunun gayet normal olduğunu düşünüyorum ve söylemekten de çekinmiyorum.

Pandeminin ilk günlerinde YouTube'a bir video yüklemiştim. Endişelerimden, korkularımdan ve ruh halimden bahsetmiştim. Çok da gerçek duygulardı. Ağlamaklı ağlamaklı diyorum ki: "İlk kez anne ve babamın doğum günlerinde yanlarında olmadım." Sonra bir baktım, Instagram'da herkes motivasyon uzmanı! "Oh ne güzel evdeyiz, keyif yapalım, morallerimizi bozmayalım" diyorlar. Onları görünce videoda söylediklerim bana o kadar karamsar geldi ki; "İnsanların moralini mi bozuyorum acaba?" dedim ve videoyu sildim. Şimdi düşününce diyorum ki; insanların moralini ortak endişelerini paylaşan, onlara yalnız olmadığını hissettiren biri mi bozar; yoksa hiçbir şey yokmuş gibi neşe saçan biri mi? Bana hiç inandırıcı gelmeseler de moralimi ikinci grup bozuyor.

Instagram'da hayatın sadece mutlu ve mükemmel anlarının paylaşılması hep tartışılan bir şeydi. Açıkçası bugüne dek buna pek takılan biri değildim. Sonuçta görsele dayalı bir uygulama ve insanlar güzel ve ferah paylaşımlar görmek isteyebilir. Burası Twitter değil en nihayetinde. Ancak büyük kitleleri etkileyen içerik üreticilerin hesaplarında işin içine story'ler, günlük hayat akışı, yaşam tarzı girince bu böyle olmak zorunda mı? Burada özel yaşamdaki sorunları anlatmaktan bahsetmiyorum, herkes hayatının ne kadarını ve hangi kısmını paylaşacağını seçebilir. Ama tüm dünyayı etkileyen bir süreç varken, gerçek duygularımızdan bahsetmeliyiz diye düşünüyorum. Her gün neşeyle uyanıp, günü aşırı verimli geçirip, akşam huzurla uyuyorsanız; gerçekten "bravo" diyeceğim ama bana hiç inandırıcı gelmiyor. Hiçbirimiz robot değiliz. Herkes iniş - çıkışlar yaşıyor. Bir de hep mutlu olmak zorunda mıyız ki? Neden hep motivasyon tavsiyesine maruz kalalım? Mutsuz olmak bir haktır. Özellikle de pandemide! O yüzden bir "salalım" bence... 

Mutlu olma baskısının yanında bir de verimlilik ve kişisel gelişim yarışı var. "Pandemide bir dil öğrendim, yüksek lisansa başladım, bilmem kaç tane kitap okudum, çok verimli geçiyor, ee sen neler yapıyorsun?" (O sırada bana bir baygınlık geliyor.) Valla ben ayakta durmaya çalışıyorum... 

Herkes gibi başıma kötü şeylerin geldiği, kendimi çok kötü hissettiğim dönemler oldu. Ama bu süreç hepsinden başka. "Belirsizlik" ve "yerinde duraksama hissi" benim için büyük bir stres kaynağı. Belirsizlik konusunda bireysel olarak yapabileceğim bir şey yok. Ama bu yerinde duraksama hissi üzerine biraz düşündüm ve kendimi başkalarıyla kıyasladığımı fark ettim. Başkalarının "pandemi verimliliği" ile...

Bu süreçte kendinizi geliştirecek şeyler yaptıysanız ne güzel, tebrik ederim. Normale göre vaktimiz daha çoksa yapmaya da çalışalım, orada sorun yok... Ama kendimizi zorlamayalım, yapamadıysak da bunu dert etmeyelim derim. Kişisel gelişim kampına girmedik en nihayetinde. Önemli olan bu süreci bedenen ve ruhen sağlıklı geçirmek. Bir gününüzü kendinize göre verimli geçirirsiniz, iki gün sadece telefona ve duvara bakarsınız. Gayet normal. Sizde sorun yok. Kimse öyle göründüğü gibi pandemi sürecinde her gününü, her anını mutlu ve verimli geçirmiyor. Mutlu olmak ve sürekli verimli olmaya çalışmak zorunda da değiliz. Üzerimizde zaten büyük bir yük varken, bu yüke bir de mutlu ve verimli olma yarışını eklemeye gerek yok. Size ve tabii ki kendime not...
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum