Özgen Aydos

Özgen Aydos

[email protected]

Biz Sürtük Değiliz!

03 Haziran 2022 - 12:47

“Sürtük” lafını duyduğumda İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ikinci kez seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davasını takip etmek için duruşmanın yapılacağı Anadolu Adliyesine gitmek üzere Marmaray’daydım. 35 yaşıma gireceğim bu günlerde 10 yılı aşkın süredir çalışmama karşın özel aracım yok. Taksiye binmeyi olabildiğince aza indirdiğim için toplu taşıma benim gibiler için oldukça iyi bir seçim. Gerçi o da pahalı ama Kartal’a yürüyerek gitmem mümkün değildi. İnsan tam da bu noktada Ekrem İmamoğlu’nun davası için özellikle mi bu kadar uzak bir adliye seçildi diye merak etmiyor değil. Neyse, tam o an sürtük lafını duyduğumda “Aha dedim şu an nerede olduğumu bilse tam isabet ettirmişim lafı” der. Çünkü 20 yılı aşkındır yaptıkları siyasette en çok öne çıkan olgu; ayırmak oldu. Kendilerini, bizden sürekli ayırdılar. Ayırmakla kalmayıp bir sürü hakaret de ettiler. “Sürtük” duyduğumuz ilk hakaret değildi. Belki şaşırmamak da lazımdı ama her defasında şaşırmak da bizim insan kalan tarafımız işte. 

Dokuz yıl önce tam da bu zamanlarda ülkenin her yanından Gezi Protestoları yaşandı. Demokratik ülkelerde hak talep etmek, ben de varım demek ve hatta var olan yönetime karşı çıkmak için eylem yapmak bir haktır. Bizim Anayasamıza göre de öyle idi. Barışçıl olan bu eylemler polisin orantısız saldırısı ile savaş meydanına döndü. Gençler öldürüldü, insanların tam da başlarını hedef aldıkları için birçok insan gözünü kaybetti. Bir meydan dolusu insan tabutu kendinden ağır bir çocuğu yuhaladı. Galiba insanlığa dair inancımı ilk o gün kaybettim ama emin değilim çünkü sistematik bu kötülük içinde hatırlayamadığım kim bilir ne olaylar yaşanmıştır. Dokuz yıl sonra ise Gezi’nin faturasını bu ülkenin en mazlumlarının yanında olan avukat Can Atalay’a, Türkiye’nin en yetkin mimarlarından Mücella Yapıcı’ya ve arkadaşlarına kestiler. Adalet dediğin inanılmaz hassas bir teraziydi; bizde o teraziyi bozalı çok olmuştu zaten. İşte bu terazi bozulmasın diye de Gezi’de insanlar sokağa çıkmıştı. Ama dönüldü dolaşıldı; “Camide içki içtiler”e geldi mevzu. Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Cami’nin o dönemki müezzini Fuat Yıldırım sorgulandı. Bu 28 Şubat’tan sonra bir müezzinin saatlerce sorgulandığı ilk olaydı. Yıldırım, “Ben din adamıyım, yalan söyleyemem, camide içki içtiklerini görmedim” dedi. Din kardeşleri Yıldırım’a inanmak yerine onun görev yerini değiştirdi. Yıldırım uzun zamandır böbrek yetmezliği çekiyor ve bugün akrabasının attığı tweet sayesinde öğrendim ki kendisi için zaman çok daralmış ve böbrek nakli gerekliymiş. İnsan tam da bu noktada durup düşünüyor; yaşadığı onca eziyetin hastalığında, hastalığının ilerlemesinde payı yok mudur sahiden? Çıkarılacağı söylenen camide içki içme görüntüleri dokuz yıldır yayınlanmadı, Yıldırım’a içinde bulunduğu dünya inanmadı. Günün sonunda halkın bir kesimi “sürtük” oldu.

Bugün 3 Haziran. Dokuz yıl önce bugün, akşam saatlerinde 19 yaşında bir çocuk Eskişehir’de sokak ortasında hunharca tekmelendi. “Vurmayın öldüm” diye bağırdı, kimse dinlemedi. Gittiği doktor ilgilenmedi. Ali İsmail Korkmaz ölüme terk edildi. Bu ülkede bir anneye, “Keşke silahla öldürselerdi, oğlumun canı çok acımıştır” cümlesi kurduruldu.  2016 yılında Ali İsmail Korkmaz’ı döven üç sanık tahliye edildi; son tekmeyi atan polis Mevlüt Saldoğan’a ise “iyi halden” indirim yapılarak 10 yıl hapis cezası verildi. Ali İsmail’e saldırdıkları görüntüler bulunmasa büyük ihtimalle Saldoğan da ceza almayacaktı. Herkesin gözü önünde bir cinayet işlendi, bir çocuk öldürüldü. Doktor bakmadı, güçlüler katilleri korumaya çalıştı, adaletin temsilcileri haklıyı değil de mülk sahiplerini korudu. Ve bu bütün bunlara rağmen “sürtük” biz olduk öyle mi? 

Hayır biz sürtük değiliz. Bizler Soma’da madenci yakınını teklemeyen dönemin Başbakan Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in kaybettiği çocuğu hakkında tek kötü söz etmeyen ve hatta üzülen insanlarız. Üstelik bir avuç değil; epey çoğunluğuyuz. Vicdanımızı temiz tutmaya, kalbimizi kirletmemeye çalışıyoruz. Üstelik hakkımızı yiyene, canımızı yakana, bizi yok etmeye çalışanlara “sürtük” demiyoruz. Sürtük lafını da kabul etmiyoruz. 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum