Özgen Aydos

Özgen Aydos

[email protected]

Kötü bilirdik

30 Temmuz 2021 - 22:25 - Güncelleme: 30 Temmuz 2021 - 22:32

Yaklaşık iki ay önce oturduğumuz binada elektrik kabloları nedeniyle yangın çıktı. Ben ve ailem zor kurtuldu. Sonrasında site sahibiyle görüşme, elektrik kabloların yenilenmesi, önlemler alınması için epey mücadele verdim. Psikolojimiz zaten epeyce bozulmuştu, bir de bunlarla uğraşıp hiçbir sonuca ulaşamayınca oradan alelacele taşındık. Yangın sorumluluğu bizim değildi, apartmanda oturan kimsenin değildi. Site sahibinin sorumluluğundaydı ve tam olarak küçük bir Türkiye gibi adamın umurunda değildi. Cebinden üç kuruş gitmesin diye onlarca insanın canını tehlikeye atmakta beis görmüyordu. 

Ülkenin dört bir yanından dumanlar yükselirken yaşadığım o anları düşündüm. Kıyas yaptığımdan değil elbette zaten kıyaslamam mümkün değil. Sadece o dumanın içinde yaşamak için oraya buraya koşuşmanın ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum. Manavgat yaklaşık dört gündür alevler içinde, Türkiye’nin 16 ilçesinden dumanlar yükseliyor. İnsanlar can verdi, hayvanlar hayatlarını kaybetti, ev bark kalmadı. Oturmuş televizyon karşısında bir cehennemi izliyorum. O da artık televizyonlar ne kadarını veriyorsa…

25 yaşındaki Şahin Akdemir, itfaiye ekiplerine su taşırken dumandan zehirlenerek hayatını kaybetti. Şahin bunu yaparken öleceğini düşünmüş müydü bilmiyorum ama muhakkak aklından geçmiş olmalıydı ve ona rağmen bunu yaptı. Çünkü memleketini çünkü memleketindeki insanları çünkü memleketindeki hayvanları çünkü memleketinin ağacını en az kendi canı kadar seviyordu. Refah bir ülkede yaşıyor olsak Şahin’in itfaiye ekiplerine yardım etmesine gerek kalmazdı çünkü doğru planlama ve doğru ekiplerle zaten bu yardım yapılırdı. Burada pek öyle olmuyor.

Bu duyguyu en son Soma’da hissetmiştim. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş sahiplerinin almadığı önlemler nedeniyle 301 madencinin göçük altığı Soma faciasında da günlerce televizyona yapışmıştım ha bir umut diye. O zaman bir televizyon kanalındaydım ve her şeyi anı anına hatta yerinde görebiliyordum. Bir sürü madenci haykırdı; burada hiçbir önlem alınmadı diye. Sonra ne mi oldu? Soma maden faciası davasında tek bir tutuklu kalmadı. Olan yine hayatını kaybeden işçilere ve onların ailelerine oldu.

“Kimse eve dönmeden uyuyamıyoruz” denilirdi Gezi zamanı. Evine dönemeyenler oldu. Biz uyumaya devam ettik. He bazılarımız daha az uyudu, bazılarımız daha korkulu rüyalar gördü bazılarımız mücadeleye devam etti ama günün sonunda uyuduk. Şimdi yeniden kimse evine dönmeden uyuyamayacakmış gibi hissettiğimiz zamanlardayız biliyorum ama artık o insanların dönecek evleri yok. Twitter’da mesafesi yakın olan bir sürü iyi kalpli insan onlara kucak açıyor, evlerine buyur ediyor, bir nefes oluyor. Bu ülkede nefes alan bir insan olarak hepsine müteşekkirim. Ama refah bir ülkede buna gerek kalmazdı. Zira devlet doğru bir planlama ile hepsine kucak açardı.

İstedikleri kadar televizyonlarda konuşsunlar, hızlıca müdahale ettik, yangın kontrol altına alındı desinler, elimizden geleni yapıyoruz desinler artık pek de inandırıcılıkla kalmadı zira kapatmak istedikleri sosyal medyada her şey an be an yayılıyor. Manavgat hala yanıyor ve biz yangın söndürme uçağımızın olmadığından, THK başkanının düğüne değil nikaha gitmesinden, Allah-u Ekber diyerek ateşi söndürebileceğimizden bahsediyoruz. Açıkçası bu ülke kafayı yemişlerle dolu. Biz de bir yerinden tutunmaya çalışıyoruz inatla.

İşte bu noktada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yuhalanması önemli bir olaydı. Antalyalı olan Çavuşoğlu kendi memleketinde tepki gördü. Bunu haber kanallarında göremezsiniz onlar bakanları övmekle meşgul. Bunu bir yerde görmemizin o kadar önemi de var mı bilmiyorum. Orada bu tepkinin gösterilmiş olması önemli olan. Yaratılan korku iklimi artık yıkılıyor. Çünkü insanlar cehennemi yaşadılar. Artık bu insanları davayla, cezaevine atmakla korkutamazlar. 

Ben bu satırları yazarken hala yanıyor orası. Hala birileri can çekişiyor, kanser parası için ineğini satan teyzemin yanan 15 bin lirası gelmiyor, hayvanlarına kaçın kurtulun diyen amcamın ölen 40 hayvanı bir daha canlanmayacak, o ağaçların yerine yenileri dikildiğinde büyümeleri yıllar alacak. 

Ve aslında bu dünya kimseye kalmayacak. Yüz bin odalı evin olsun, altınlardan banyolarda yıkan, en iyi arabalara bin, en kuvvetli adamlar tarafından korun, başka bir ülkeye onlarca uçakla git bir şeyi değiştirmez. İnsan ömrü bir yerde biter. Napolyon, Sezar, Fatih Sultan Mehmet hatta Kazıklı Voyvoda bile bu dünyaya kazık çakamadı. İnsanı değerli kılan yitip gittikten sonra arkandan konuşulanlardır. O gün meydanların, kalabalıkların, milyonlarca insanın hep bir ağızdan “Kötü bilirdik” diyeceğini biliyorum. 

Şimdi ise tüm kalbimle hiç tanımadığımız ama iyi bildiğimiz insanların kurtulmasını diliyorum.  
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum