Özgen Aydos

Özgen Aydos

[email protected]

Videoda sadece bir tane insan gördüm, adı Ahmet Demir

20 Aralık 2021 - 09:29 - Güncelleme: 20 Aralık 2021 - 09:36

Medyada çalışmak deyim yerinde ise vahşi bir “jungle”da yaşamaya benzer.  Üç kuruşa ki bu abartı değil gerçekten üç kuruşa gece gündüz, haftada bir gün izinle ve sürekli arkanı kollayarak çalışırsın. Fakat yaptığın işi öyle çok seversin ki aklında her gün bu işi bırakma düşüncesi geçerken bırakamazsın. Kendi oluşturduğun zindanda yaşamak gibidir medyada çalışmak; en azından bu topraklarda.





Dün Muharrem Sarıkaya’nın emekçi bir kamerana attığı tokadı yüzümde hissettim. Defalarca izledim ve defalarca aynı öfkeyi yaşadım. İzlediğimiz bir film sahnesi olsa anca böyle oyunculuklar görebilirdik. Tüm sakinlikle birine vurmak, karşısında oturan belediye başkanının yüzünde şaşkınlık ifadesi bile oluşmaması hiçbir şey yokmuş gibi röportaja devam edebilmek gerçekten ruhu hasta olanların başarabileceği bir eylem. Ruhu hasta derken psikolojik sorunları var demiyorum, psikolojik sorunları olan tedavi olmalı onu da biz düşünecek değiliz.

Bu insanların ruhu hasta. Kötüler bu insanlar. Zaten inanın böyle bir jungle da bunca uzun süre aynı yerde aynı pozisyonda kalabilmek için kötü olmak gerekir. Kimlerin hakkı nasıl yenmiştir, kimlerin üzerine basılıp geçilmiştir, kimlere ne zarar verilmiştir bunu ancak sektördeki insanlar tahmin edebilir. Hepimiz yaşadık çünkü. Ekranlarda haktan, adaletten bahseden bir sürü insanın en büyük haksızlıkların mimarı olduğunu, adalet terazilerinin sadece para ile çalıştığını biz gördük, deneyimledik, yaşadık. Birçoğumuz susmak zorunda kaldık. Çünkü bu işe devam etmek istiyorduk. Şimdi dönüp baktığımda bunun hata olduğunu görebiliyorum. O dönemde sadece susmam gerektiğine inanıyordum. O kadar çok sustum ki vücudumda bin türlü rahatsızlık ortaya çıktı. Nice hakaretler, nice mobbingler, nice haksızlıklar gördük. He söylediğinde işe yarıyor muydu? Hayır. Medyanın en büyük köşeleri Muharrem Sarıkaya gibi dinozorlar tarafından çoktan parsellenmişti. Onların medya patronlarıyla arası iyiydi, onların patronlara bu baskıcı ortamda nefes aldıracak iktidarla arası iyiydi, onların isimlerinin kocaman yazıldığı puntolar vardı. Sen kimdin ki? Sen giderdin senden onlarca gelirdi üstelik daha az ücretlere. Adını kimse hatırlamayacağı gibi seni koruyan da çıkmazdı. 

Bu sefer öyle olmadı. Bu sefer öyle olmaması beni bir yandan umutlandırdı. Çünkü artık psikolojik şiddet eşiği geçilmiş; bir emekçinin yüzüne tokat atılmıştı. O emekçi hiç zorunda olmadığı halde yayının daha iyi yönetilmesi için Muharrem Sarıkaya’ya sadece yardım etmek istemişti. Sadece bu kadar. Ama Sarıkaya yıllarca herkesi ezmeye, bu ezmeler sonucunda cezalandırılmamaya o kadar alışmıştı ki bir saniye bile düşünmeden bir insana şiddet gösterdi. Sonrasında özür de dilemiş paşam, sağ olsun. Emekçi kardeşimiz ise salı günü dava açacak. Bilsin ki hepimiz yanındayız. Yıllarca sömürüldüğümüz bu sektörde bu akbabalara karşı yanındayız. Hepimizi şahit olarak yazabilirsin hepimiz o görüntüyü izledik. Bu saatten sonra Muharrem Sarıkaya’nın hiçbir ekranda yer bulamaması, bulduğu takdirde izlenmemesi, hiçbir muhalif siyasinin kendisine konuşmaması gerekiyor. Öyle kolay değil bir insanın canını yakmak. Kameraman Ahmet Demir, “O görüntünün yayılmasını istemezdim annem çok üzüldü” diyor. Cümlenin nahifliğine bakar mısınız? Biz bu kadar üzülüp öfkelendiysek Demir’in annesinin halini düşünemiyorum bile ama o görüntü yayılmasaydı Sarıkaya hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edecekti. Yıllarca yaptığı gibi. 

Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’e de ayrıca pes diyorum. Pes. Bu siyasetçi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptı. Yani kadına şiddeti önleyecek bakanlığın başında yer aldı. Dün attığı tweet’te ise “Hemen sonrasında aramızda konuştuk” ifadesi yer alıyor. Siz şiddeti aranızda konuşarak mı hallederseniz sayın Şahin? Bakanlığınız döneminde alınan kararlara bakmak lazım, hangi şiddet olaylarını aranızda konuşarak hallettiniz acaba? İyi ki kamera görüntüleri var da bir tek mimiğinizin bile oynamadığını, hiçbir şey yokmuş gibi sakince konuşmaya devam ettiğinizi görebiliyoruz. O anda kalkıp gitmeniz, tepki göstermeniz gerekirken bu serinkanlılığınızı neye bağlayabiliriz? Tam da böyle adamlarla yıllarca çalışmış olmanıza mı? Neymiş Sarıkaya özür dilemiş. Hayır artık kolayca kurtulma dönemi bitti.

Türkiye yeni bir döneme giriyor cümlesi boşa değil. Gerçekten yeni bir döneme giriyoruz. Çoğumuz çok öfkeliyiz, kızgın ve mutsusuz. Öte yandan sokak röportajlarında konuşan 13 yaşındaki çocukların sizce hiç kimseye “eyvallah” diyecek halleri var mı? O çocuklar yoksulluklarına değil, kendilerini yoksul bırakan sisteme ve kişilere kızgınlar. Sizce bu nesil haksızlıklar karşısında susacak gibi mi? “Silivri soğuktur” diye konuşamadığımız bir dönemde bu çocuklar haykırarak, bağırarak konuşuyorlar. Yani Muharremciğim yıllarca yapıp da sıyrıldığın gibi kurtulamayacaksın bu işten. Hesap vereceksin. Bir özürle işi kapatamayacaksın. Bir daha çıkmazsan ölecek gibi hissettiğin o ekranlara veda edeceksin. İnan ki senin tek bir cümlen, bir kameranın emeğinden daha kıymetli değil. Sen kaza bela ve büyük ölçüde birilerine yalakalık ederek bu konuma geldin çünkü. Ve gideceksin. Sadece sen gitmeyeceksin; sana benzeyen, senin gibi olan, emek sömürüsü üzerinden yükselen, büyüyen, ceplerini dolduran tüm medya maymunları gidecek. Yeni düzende size yer yok. Kafası zehir gibi çalışan çocuklar geliyor çünkü. İnan olsun belki bizim gibi yaşadığı haksızlıklara susanlara da yer yok.

Ben dün ortaya çıkan videoda sadece bir tane insan gördüm. Adı; Ahmet Demir. Diğer ikisi sadece nefes alıyor ve bize çok zarar veriyor. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum