S. Fatih Kavaloğlu

S. Fatih Kavaloğlu

[email protected]

Demokrasi üzerindeki kara bulutlar

21 Şubat 2021 - 13:19 - Güncelleme: 23 Şubat 2021 - 09:17

Demokrasi; müsamaha ve nezaket rejimi, demokrasi; hoşgörü ve saygı içerisinde karşımızdaki topluluğun düşünce ve görüşlerini değerlendirebildiğimiz, hiç kimseyi ayrıştırmadan ötekileştirmeden eşit şartlarda kucaklayabildiğimiz rejimin adı, demokrasi; en fakirin en zengin karşısında hak arayabildiği,ülke imkanlarının  eşit ve adaletli şekilde vatan sathına paylaştırıldığı sistemin adı. Tabii ki daha bir çok demokrasi tanımı yazılabilir, anlatılabilir.

Demokrasinin oluşabilmesi ve gelişebilmesi için, olmazsa olmaz hür olmaktır, bağımsız olmaktır. 

İşte büyük Atatürk, Cumhuriyet'i kurarken buna büyük önem vermiş, "istiklali tamme“ yani tam bağımsızlığın adeta Türk milletinin manifestosu olduğunu belirtmiştir.

Türk demokrasi hayatının mihenk taşı olan 1946 sonrası çok partili hayata geçiş süresince, saygı ile yâd edeceğimiz İstiklal Madalyalı devlet adamlarımız, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü beyefendi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Başvekili Adnan Menderes beyefendilerin sahip oldukları devlet adamlığı özelliklerini iyi analiz etmeli, birbirlerine karşı olan katı ve seviyeli çekişmenin yanında, karşılıklı nezaket ve üsluplarını, günümüz siyasetçileri ile mukayese ederek değerlendirmeliyiz.



Bir taraftan Atatürk’ün silah ve yol arkadaşı, ordu Komutanı ve Devlet Başkanı İsmet İnönü beyefendi, diğer tarafta Atatürk’ün taltif ve takdirleri ile siyasete girmiş, milli mücadeleci, ayyıldız ruhunun mensubu, İstiklal Madalyası sahibi Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Başvekili Adnan Menderes.

Büyük Atatürk’ü kendilerine önder olarak seçmiş, iki devlet adamı. Biri asker, diğeri çiftçi, toplumun farklı zaviyesinden iki değişik kimlik, onları bir araya getiren ortak noktada birleştiren, sadece ve sadece vatan sevgisi ve milli mücadele ruhu.

İşte böyle bir ortak sevda ile başlayan dostluk, öyle bir dostluk ki, birinin idamı ile biten diğerinin üzerinden kalkmayan idama istinaden oluşan kara bulutların verdiği pişmanlık ve hüzün.

Bu yazımız da bana tahsis edilen köşe dahilinde bu konuya açıklık getirmeye çalışacağım ve de bu Yazıma istinaden belli bir kesim tarafından büyük bir tenkite uğrayacağımı da peşinen bilerek ama, birilerinin çıkıp doğruyu söylemek zorunda olduğunun bilinci içerisinde, sadece doğru ve aleni bilgileri sizinle paylaşacağım.

Senelerce bizlere anlatılan ve dayatılan, Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisinin birbirine olan düşmanlığı ve şehit edilen başvekil Adnan Menderes’e CHP’liler tarafından yapılan haksız ve mesnetsiz iddialar, fikir dünyamızın tek taraflı olarak gelişmesine sebep olmuştur.

Memleket meseleleri ile hemhal olduğum bazı dönemlerde, hep şunu düşünmüşümdür, acaba bu iki kıymetli misyonun cumhuriyetin kurucusu Büyük  Atatürk’ün başlattığı, Cumhuriyet Halk Partisi ve İsmet İnönü beyefendinin dönemin zor şartlarına rağmen sahiplendiği, 1950 sonrası Demokrat Parti ve merhum Celal Bayar ve Adnan Menderes Beyefendilerin devam ettirdiği, kalkınmaya yönelik “Büyük ve Güçlü Türkiye” hayalinin bayraktarlarının, en gergin dönemlerde dahi birbirlerine karşı olan nezaket ve medeniyet ilişkilerini koruyan ve kollayan insanlar olarak, bir araya gelmelerinin, güzel ülkeme ve insanlığa vereceği katkının, pozitif olarak milletine yansımış halini, zihnimde murakabeye  açmışım, neden ve niçin sorusunu hep kendime sormuşumdur, Ne oldu da bu memlekette bir takım güçler Atatürk’ün aziz vatanı emanet ettiği devlet adamlarını birbirine düşürmüştü. Bunu yıllar sonra daha iyi anlayabildiğimizi tahmin ediyorum.

Rahmetli Aydın Menderes beyefendi, bu konuda defalarca yaptığı özel konuşmalarda, böyle bir birlikteliğin ülkemiz için son derece faydalı olacağını hayal eder ve dostları ile paylaşırdı.

Toplumun sosyolojik yapısı itibari ile kahır ekseriyeti teşkil edebilecek olan böyle bir siyasi yapının, ülkeye verebileceği katkının boyutu da kelimenin tam manasıyla uçsuz ve bucaksızdır.

1960 sonrası olduğu gibi bir çok lider ve siyasi parti, emperyalist güçler tarafından ele geçirilerek ülkede kaos yaratılarak kontrol altında tutulmak istenmiştir.

Bu gibi sorunlar ,hemen hemen bütün siyasi partilerde yaşanmış ve yaşanmaktadır.
1960 fiili durumu (müdahale) ne ise 1971 - 1980 - 28 Şubat ve nihayet 15 Temmuz da aynı hainlerin senaryosudur, onlarda ülke menfaatleri asla öncelik teşkil etmez, sadece ve sadece kendi şahsi makam ve menfaatleri için bu topraklar üzerinde ikamet ederler.

ONLARI İYİ TANIMALIYIZ.....

1950-1960 Arasında CHP içerisinde bulunan provokatör vekil ve bürokratlar grubu ile ordu içerisindeki  Silahlı Kuvvetler birliği adı altındaki (İstanbul ve Ankara grubu) vatan hainleri 27 Mayıs fiili durumunu gerçekleştirmiş, o andan itibaren de halk arasındaki bu bölünme ve ayrışma fiilen başlamıştır.

Dikkat edilecek olursa 27 Mayıs fiili durumu sonrası bu hainliği yapanlar tamamen kendilerine vaad edilen mevkilere getirilmiş, toplumu vesayet altında tutma gayreti ve bilinci içerisinde olmuşlardır. O dönemi yaşamış büyüklerimiz ve yazılı görsel matbuatdan öğrenebildiğimiz kadarıyla, bu provokatör grup (çoğu milletvekili) Demokrat Partili vekillere asker kıyafetli içerisinde eziyetler etmişler, bilahare de Yassıada duruşmalarında, yargılama esnasında yargılananları psikolojik baskı altına almışlardır. Bu vekil - asker dayanışması, maalesef hazin sonu getirmiş, seçim ile iktidara getirilen başbakan idam edilmiştir .
Bu noktadan hareket ile; bir kısım CHP vekil ile demokrasi düşmanı askerin yaptığı bu girişim ,CHP’nin üzerinde karabulut gibi dolaşmaktadır.

Bu karabulutlar dağıtılmadıkça ,CHP’nin büyümesi ve Türkiye yönetimine ortak olması mümkün değildir.

27 Mayıs  fiili durumunun başladığı ilk günden itibaren, fiili durumu yaratan ve antidemokratik faaliyetleri ile ülke yönetimine el koyanlar, isim ve görevleri ne olursa olsun bilinen bilinmeyen yönleri ile bugün, CHP tüzel kişiliği tarafından ortaya çıkarılıp toplum nezdinde milletimizle paylaşılmalıdır.

Haziran 2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan bütün partilerin (AKP, CHP, MHP, DP, HDP, İYİ Parti, Türkiye İşçi Partisi, Saadet Partisi) ittifaki ile kabul edilen Yassıada kararlarının topyekün yok sayılması ve mağdur olanların mağduriyetlerinin giderilmesi kanunu bu meselenin başlangıç noktası olmalı, hemen akabinde de bizzahati CHP yönetimince, 27 Mayıs’a tevessül edenlerin ortaya çıkarılıp Türk milleti ile paylaşılmasını sağlamak için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması teklifi ivedilikle TBMM Başkanlığı'na verilmelidir.

Bu şekilde 1950-1960 arasındaki karanlık dönem aydınlanacak,CHP üzerindeki kara bulutlar dağılacaktır.

Atatürk’ün taltif ve takdirinden geçen siyasi düşünce ve günümüzdeki temsilcileri ,sosyal demokrat ve demokratların ülkenin birlik ve beraberliği için bir araya gelmesi sağlanacak, günümüzdeki siyasi parti ve programlarının  esas itibari ile bir farklılık arz etmediği siyasi dengeler de, Türkiye’nin iki lokomotif misyonuna sahip cenahın mensuplarının bir araya gelerek güç birliği yapmaları gerekmektedir bu ülkenin CHP misyonu ile DP misyonunun sulhuna, barışına ihtiyacı vardır.

Yaşasın Türk Milleti.
Yaşasın Büyük Türkiye Cumhuriyeti.

YORUMLAR

  • 0 Yorum