Şirzad Koyuncu

Şirzad Koyuncu

[email protected]

Kara mizahın korkutucu gerçekliği Don't Look Up!

26 Aralık 2021 - 11:26

(Spoiler İçerir)

Leonardo Dicaprio, Merly Streep, Jennifer Lawrence, Cate Blanchett, Joneh Hill, Mark Rylance, Timothée Chalamet, Ron Perlman...
Toplamında onlarca ödül, yüzlerce adaylık ve milyarlarca seyirci demek olan bu oyuncu kadrosu Adam McKay'ın Don't Look Up'ı için bir araya geldi.

Filmin konusu çok kısaca şöyle: Dünyaya dev bir göktaşı yaklaşmaktadır. Bunu ilk keşfeden doktora öğrencisi  Kate Dibiasky (Jennifer Lawrence) ve Onun hocası  Dr. Randall Mindy  (Leonardo Dicaprio) ise bunu tüm dünyaya anlatarak kıyameti durdurmanın peşindedir. Ancak bugünün dünyasının duyarsızlığı ve politik öncelikler önlerindeki en büyük engeldir. 

Merly Streep filmde karşımıza ABD başkanı President Orlean olarak çıkıyor. Başkanın derdi yaklaşan göktaşı değil, anayasa mahkemesine atadığı üye ile ilgili çıkan skandallardır. Bu karakterin Cumhuriyetçi partiden olduğu çok açık. Zaten izlerken adeta Donald Trump'ın kadın versiyonunu izliyoruz. Filmin tüm korkutuculuğu da burada başlıyor. Kara mizah olarak önümüze konulan şeyi son 5 yılda yaşadık zaten. Vasıfsız, kışkırtıcı, saldırgan ABD başkanı profili... Yalan söyleyen, olayları kendi çıkarı doğrultusunda yönlendiren, ikili ilişkilerini siyasetin göbeğine oturtan bir başkan... Yaklaşan göktaşını kongre seçimleri öncesinde başına bela olmaması için saklamaya çalışan, ciddiye almayan ama atadığı anayasa mahkemesi başkanıyla ilişkisi ortaya çıkınca tam tersi davranıp gündemi değiştirmek için tüm odağını göktaşına adayan Başkan Orlean modern siyasetin bir yansıması aslında. Devasa bir göktaşı değil, mikronluk bir virüs tüm dünyada aynı etkiyi yaratmadı mı? Vaka sayılarını gizleyen ülkeler, DSÖ yardımı almak için birden bire gerçek vaka sayılarını açıklamadı mı? "Ben virüse inanmıyorum" diyen devlet başkanları olmadı mı? "Bu virüsü Çin bizi bitirmek için yaydı" diyen başkanları hatırlamıyor muyuz?

Sadece "entertainment" odaklı medyanın baskın gücü yine korkutucu bir gerçeklik olarak önümüze çıkıyor. Dünyaya yaklaşan ve yaşamı bitirecek olan dev bir göktaşından başka bir konunun konuşulmayacağını düşünürüz değil mi? Ama film bize bu düşüncenin çocuksuluğunu hatırlatıyor. Çünkü dünyaca ünlü iki şarkıcının ayrılması ve barışmaları daha fazla haber değeri taşıyor filmdeki hikayede. Şubat 2021'de Kanye West ve Kim Kardashian'ın boşanma haberi, ABD'de COVID nedeniyle ölenlerin sayısının yarım milyona yaklaşmasının önünde bir haberdi mesela. Çünkü kitle iletişim araçları ne isterse, kamuoyu da onu konuşur. Çünkü kimse kaosu konuşmayı sevmez. Kimse öleceğimizi duyurmak istemez. Kötü haberi duymak istemeyiz ve kapatırız, kapatırsak raiting düşer. 

Sosyal Medyanın durumu da filmde çok iyi yansıtılmış. Herkesin kendi komplo teorisi var ama kimsenin elinde bir dayanak yok. Zaten kimse de bir şey ispat etmek zorunda değil. Saçmalamak serbest. Göktaşı mı? Göktaşı yalan! Göktaşı aslında yok! Sunduğunuz veriler yalan! gösterdiğiniz uydu fotoğrafları yalan! Özetle; Bilim Yalan! Ya da bu göktaşını Mason Yahudieri göndermiştir mesela ya da  "Dış güçler" ekonomimizi zayıflatmak için göktaşına başvurdular. Hamdolsun, bayrak inmez!

Bugünün dünyasına dair her şey var bu filmde dedik ya mesela Kate Dibiasky. Kate sabırlı birisi değil. otoriteye de çok saygısı yok. TV'de nasıl konuşacağını da bilmiyor. Keşfettiği göktaşı dünyayı yok etmek üzere ama toplumun kayıtsızlığı karşısında dehşete düşmüş durumda. O yüzden bu dehşeti film boyunca tüm çıplaklığıyla haykırıyor. Peki sosyal medyanın buna tepkisi ne oluyor? Tabiki yine mizahı yapılacak bir konu. Dibiasky capslere konu oluyor. Taklitlerini yapan fenomenler like alıyor. GIFlere Stickerlara malzeme oluyor. Çok mu yabancı geldi? Çok mu absürd mizah? COVID'ın en çok can aldığı dönemlerde maskelerden iç çamaşırı yaparak poz veren sosyal medya fenomenlerini hatırlayın. Ya da bugün bile hala yaşadığımız ekonomik sıkıntıların "Dolar 18 olunca ben" esprileriyle nasıl normalleştirildiğini hatırlayın. Tüm akdeniz orman yangınlarıyla boğuşurken, yangın bölgesinde tiktok videosu çekenleri unuttuk mu? Film bu çarpıcılığıyla korkutuyor insanı. Artık hiç bir şey ciddi değil...

Filmin kırılma noktasında ABD hükümeti göktaşına nükleer füzeler gönderirken son anda tüm füzeleri geri çağırıyor. Çünkü dünyaca ünlü bir teknoloji şirketinin CEO'su  Peter Isherwell (Mark Rylance) göktaşında çok değerli madenler olduğunu, bu nedenle yok etmektense parçalayarak yörüngeye oturtulursa trilyonlarca dolar değerinde madeni kullanabileceklerini başkana söylüyor. Para ve zenginlik hırsı ölüm korkusunu geçiyor. Bu noktadan sonra kamuoyunu kandırma bölümü başlıyor. Aslında göktaşının bize bir fırsat olduğu, bu sayede herkesin zenginleşeceği, istihdamın artacağı yalanlarıyla toplum ikna edilmeye çalışılıyor. İlk ikna olanlar kim? Tabi ki paralize olmuş partili seçmen. Sorgulamadan itaat eden partili seçmen profili, partisi bir şey diyorsa doğrudur diye düşünüyor. Göktaşı gerçeğini göstermek isteyen "Just Look Up" (Sadece yukarı bak) hareketine karşı "Don't Look Up" (yukarı bakma) hareketini başlatıyorlar. "Onlar yukarı bakmanızı istiyorlar, yukarı bakarsanız önünüze bakamazsınız." Sorgulama yeteneği olmayan da, tutunacak bir dal arayan yoksul kesim de bu yalana inanıyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Ne kadar gerçek! Öyle ki filmin bir sahnesinde bir Don't Look Up eyleminde, katılımcılardan birisi nihayet yukarı bakıyor ve göktaşını görüyor. "Bu adamlar bize yalan söylüyor" diyor. Çünkü gerçekten hiçbiri yukarı bakmamış. Kusursuz itaat! Öyle ki filmde en beğendiğim işleyiş biçimiydi bu. Bir yandan göktaşının bir fırsat olduğuna inanmak, bir yandan da göktaşının yalan olduğunu düşünmek. Çünkü bugünün insanına tek gerçek yetmiyor. Göktaşı var ve yok. Aynı anda ikisi de gerçek olabilir. Tıpkı 1984 romanı gibi. Tek önemli olan Amerika'nın dolayısıyla dünyanın huzur ve refahı. Make America Great Again!

Tüm bunlar olup biterken Leonardo Dicaprio'nun canlandırdırğı Dr. Randall Mindy karakterinin karakter dönüşümlerine de şahit oluyoruz. Ciddi bir bilim insanından, bir medya maymununa dönüşümü çok iyi işlenmişti. Yakışıklı, güven veren bir yüz. Haberlerde, reklamlarda hep o var. Hükümet ne diyorsa onun temsilciliğini yapıyor. Aslında saf bir karakter olduğu için bu şekilde insanlara gerçeği anlatabileceğini düşünüyor. Ancak kimse ciddi bir konu anlatan bilim insanını dinlemiyor. Herkesin gözü yakışıklı, güven veren mavi gözleriyle kameraya bakan adamda...

Nihayetinde göktaşına yapılan müdahale başarısız oluyor ve göktaşı dünyaya çarpıyor. Zaman zaman 1998 yapımı Deep İmpact filmine benzeyen filmin sonu da bu filme benziyor. İnsanlık yok oluyor. Ne uğruna? Daha çok zenginlik daha çok seçmen daha çok güç... Ve tüm bunlar olup biterken yöneticilerin aptallığı ya da gizlediği gerçeklerin yanında toplumun önce kayıtsızlığı, sonra yalan ortak oluşu ve en sonunda kaçınılmaz çaresizliği de bu sonu hazırlıyor. 

Son yıllarda artan komplo teorisyenliği, her bilimsel gelişmenin arkasında karanlık güçler olduğu düşüncesi ve bu yüzden bilime inançsızlık, artan ırkçılık ve hatta Nazi sempatizanlığı, ülkeleri yöneten hükümetlere sığınma alanları oluşturuyor. Modern zamanlarda savaş yok, ama milyonlarca düşman var, modern zamanda insanlar kayıtsız, umursamaz. Hiçbir şeyi bilmiyorlar ama her şeyi biliyorlar. Göktaşı mı? Sonsuz zenginliğimiz. Maske mi? Beni koruduğuna inanmıyorum. Aşı mı? Bizi kısır yapacak. Göktaşı bizi öldürmeyecek ve zenginliği tüm topluma yayacak. Aşı bizi öldürecek ve dünya zenginlere kalacak. Gerekirse yukarı bakmayacağız. Gerekirse simit yiyeceğiz.

Don't Look up 2021 çılgınlığına sağlam bir veda filmi oldu. Hepimizin artık yukarı bakma zamanının geldiğini gösterdi.

Not: Jonah Hill'in canlandırdığı, Başkanın özel kalemi ve oğlu Jason Orlean karakterine bayıldım. Liyakatsiz, vasıfsız, iki kelime konuşmaktan aciz, algısı zayıf ama Beyaz Saray'ın en etkili isimlerinden. Al sana kara mizahın korkutucu gerçekliği...

YORUMLAR

  • 0 Yorum