Şirzad Koyuncu

Şirzad Koyuncu

[email protected]

Tek bir sorunuzu cevapsız bıraktım mı?

25 Mayıs 2021 - 10:50 - Güncelleme: 25 Mayıs 2021 - 10:58

Dün akşam Habertürk’ün, Süleyman Soylu’nun konuğu olduğu şey pardon Süleyman Soylu’nun Habertürk’e konuk olduğu programdan biraz bahsedelim.

Öncelikle bir bakanın, iktidar yanlısı olmayan gazetecilerin karşısına oturmasının tarihi bir olay olarak gündeme gelmesi, ülkede demokrasi ve basın özgürlüğünün ne seviyelerde olduğunun da göstergesiydi.

Programın ilk beş dakikası gazetecilerin “valla özgür irademizle soracağız, yeminle soruları vermedik ya da almadık, merak etmeyin her şeyi soracağız, her şeyi soracağımızı söylemiş miydik hah iyi” açıklamalarıyla geçti. Moderatör Kübra Par’ın çok genel bir soru kalıbıyla “Neler oluyor?” diye sözü Süleyman Soyluya vermesiyle zaten programın 20 dakikası da orada gitti. Evet belki format bir hard talk program formatı değil ama programa hızlı bir giriş gerekiyordu. 

Bi kere gazeteciler aşırı nazikti. Nazik olmak zorunda değilsiniz. Tabi ki kimse kimseye saygısızlık yapamaz ama sizin göreviniz halk adına sorular sormak. Bakan her “bi saniye” dediğinde susmak zorunda değildiniz.

Genel hatlarıyla Süleyman soylu hiçbir şey anlatmadı. Sorulan hiçbir sorunun net cevabını vermedi. O kadar çok konuştu ki kim ne soru sorduğunu unuttu. Aslında TRT’deki programdan pek de bir farkı yoktu. TRT’de kimsenin izlemediğini bilen soylu, bu programın izlenilirliğinin yüksekliğine güvenerek bari o arada biraz PR yapayım dedi. 2015 yılını anlatmaya başladı. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu suçlayan ifadelere geçiş yaptı. Ki burada önemli bir detay vardı. Soylu, Ahmet Davutoğlu’nun görevden alınması sürecini anlatırken “Ahmet Davutoğlu bize hepinizin odalarında ne konuştuğunuzu biliyorum ve dinletiyorum dedi.” İfadesini kullandı. İsmail Saymaz’ın “başbakan hepinizi dinletiyordu ve siz bunu yeni mi söylüyorsunuz” sorusu üzerine “Ahmet Davutoğlu bize hepinizin odalarında ne konuştuğunuzu biliyorum dedi.” Diye ifadesini değiştirdi. Eğer İsmail Saymaz konunun üzerinde durmasaydı, hadise “bizi dinletiyordu” olarak kalacaktı. Gerçi orada hiçbir gazeteci “madem dinletmiyordu neden dinletiyordu dediniz ve kamuoyunu yanlış yönlendirdiniz” diye bir soru da soramadı.

Süleyman soylu kendisini terörle mücadele konusunda başarılı gören bir bakan. Bu nedenle kendisinde bir refleks oluşmuş durumda. O da konu ne olursa olsun bir noktada “bizim başarılı terörle mücadelemiz” safhasına geliyor. Dünkü konuşmaların %70’i döndü dolaştı oralara geldi. Tam da bu refleks yüzünden bir türlü sorulara net cevap alınamadı. Soylu program boyunca gazetecilere defalarca bana her soruyu sorabilirsiniz dedi. Her soru sorulma girişiminde bi saniye diyerek soruyu kesti. Defalarca sabırlı olun sorunuzu soracaksınız diyerek o soruları sordurtmadı. Öyle ki bir ara gazeteciler kendi aralarında birbirine düştü ben hiç sormadım sıra bendeydi ben soruma cevap almadım ama diye.

Veyis Ateş ve Mehmet Akif Ersoy daha merkezde görünen gazeteciler onlarla ilgili pek bir şey söylemeyeceğim ama Merdan Yanardağ ve İsmail Saymaz dün çok pasif göründüler. Soru sormaya çalıştılar evet ama peşinden koşmadıktan sonra bu çabaların pek bir önemi kalmıyor. İzleyici bu iki isimden gerekirse bakanın sözünü keserek lütfen bizim sorularımıza cevap verin demesini bekledi. Hatta belki zamanında Mehmet Ali Birand’ın Tansu Çiller’e “burada soruları ben sorarım, eğer programı siz yapmak istiyorsanız buyurun yapın” dediği gibi bir çıkış bekledi. Ama olmadı. Özellikle Merdan Yanardağ kendi kanalında esip gürlediğinin 10’da 1’ini bile yapamadı.

Zaten sadece kendi istediğini anlatmaya gelen Süleyman soylu programda sık sık A3 kağıtlara basılmış manşetler, görseller ve yazılar gösterdi. Bağlamından koparılmış haberler, konuyla alakasız şemalar izleyiciyi gerçekten çok yordu. Hele bir kâğıtta yalan haberlerin kaynadığı kazan görseli vardı ki tv başında kahkaha attım. Tam o sıralarda yaklaşık 5 dakika Ali Tarakçı dinledik ama alakayı kafamda oturtamadığım için hiç anlamadım. Zaten sonra Ali Tarakçı’da youtube üzerinden katıldığı programda “konu ne ara bana geldi ben de anlamadım” dedi.

Sedat Peker’den 10 bin dolar maaş alan siyasetçi olayı da havada kaldı. Süleyman Soylu daha önce bir milletvekili demişti ama dün bir siyasetçi dedi. İsim vermedi ama neden isim vermediğini anlamadık. Canı istediğini gayet güzel şemalarla isim vere vere itham etti ama burada susmayı tercih etti. İşin içine bir gizem katmaya çalıştı ama pek olmadı.

Süleyman Soylu’yu sıkıştırmak pek mümkün olmadı çünkü bir çok sorudan o yargının işi ben bilemem diyerek sıyrıldı. Ya da o dediğiniz benden önce oldu dedi. Aslında dün isimleri geçmese de en çok konuşulanlar eski içişleri bakanı Efkan Ala ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’dü. Bence bir cevap hakları doğmuştu ama tabi ki kullanmadılar. 

Programın ince mesajlarından birisi de Süleyman Soylu’nun yalnız bırakıldınız mı? sorusu üzerine geldi. Soylu bu soruyu cevaplarken “göreceksiniz bırakıyorlar mı bırakmıyorlar mı” diyerek bu cevabı aslında Veyis Ateş’e değil AKP’ye vermiş oldu. Zaten programda sık sık cumhurbaşkanına da “senin yanında yıllardır ben durdum senin için ben mücadele ettim” mesajını iletti.

Moderatör Kübra Par iyi bir gazeteci ama dün akşamı pek yönetemedi. Çok defa kaotik bir ortam oluştu. Özellikle sürekli vaktimiz azalıyor, süremiz bitiyor demesi izleyiciyi irrite etti. Birçok kişi Habertürk’ün bu programdan daha önemli ne işi var sanki de bitirmek için uğraşıyor dedirtti. Gazetecilerin de sürekli birbirlerinin sorularına ek yapması hem konuyu dağıttı hem de Soylu’ya daha geniş bir manevra alanı bıraktı.

Vatandaşlar dün akşam bir yandan Soylu’yu izlerken bir yandan da sosyal medyadan Sedat Peker’i takip etti. Sanırım Peker daha çok soruya yanıt verdi. Programda o kadar az şey konuşuldu ki herkes bir mafya babasının dedikleri ile programı takip etmeye çalıştı ki bu ayıp sanırım herkese yeterdi. Bu nedenle sanırım bu hafta Sedat Peker’in videosu daha çok izlenecek. Sedat Peker’in dediklerini ciddiye almamak gibi de bir problem var iktidar cenahında. Oysa Sedat Peker bir nevi itirafçı durumunda. Dediklerinin ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem. Ama Peker, Türkiye’de bir savcıya gidip ben itirafçı olmak istiyorum dese herhalde “senin lafını mı ciddiye alacağız canım” diyemezlerdi. Bu ülkede şemdin Sakık’ın lafıyla İlker Başbuğ’u tutukladılar. Ama Peker’e gelince “soytarının hezeyanları” oluyor.

Açık söyleyeyim benim bu programdan zaten ümidim yoktu. Olana da şaşırıyordum. Program sonrası, içişleri bakanlığının koyduğu sokağa çıkma yasağını ihlal ederek, içişleri bakanına desteğe gidenlere, içişleri bakanının ayağınıza sağlık dediği bir ülkede ne bekliyordunuz ki?

YORUMLAR

  • 0 Yorum