Zeynep Bilgin

Zeynep Bilgin

[email protected]

Hangi cephede savaşacağımızı şaşırdık!

27 Haziran 2021 - 16:30

Doğaya ve tüm canlılara saygılı, barışsever, diğerkâm insanlar olarak omuzlarımızı çökerten tam da başlıkta yazdığım sorun! Geceleri başımızı yastığa koyar koymaz uyuyamıyoruz, sabahları gözümüzü açar açmaz içimizde bir sevinç duyamıyoruz, işlerimizi yaparken ya da yeni bir işe başlayacakken ülkenin ekonomisinin gidişatına güvensizliğimiz yüzünden hep tedirginiz, dost sohbetlerinde konu bu memleketi buradan nasıl kurtarabiliriz noktasında tıkanıp kalıyor… Böyle uzayıp giden yılgınlıklar listemiz var her birimizin. Elimizde kalan tek şey umut… Boğazımızdaki düğüm hiç eksilmese de geleceğe, gençlere, tarihin tekerini ileri doğru döndürecek büyük insanlığa inanıyoruz içten içe, biliyorum. Düşürmeyin yüzünüzü, bu satırları okuyan sevgili dostum, yüzünüzü düşürmeyin lütfen. Cemal Süreya’nın 555K şiirinde dediği gibi hep “böyle gidecek demek değil bu işler”… En azından buna güvenebiliriz. 

Öte yandan şimdi şurada yalnızca son dönemlerde ayyuka çıkan sorunları yazmaya kalksak nasıl karanlık, nasıl derin bir çukura itildiğimizi göreceğiz tekrar. Bir kere, denizi öldürdüler! İnsanlık yokken de var olan, yaşayan, yaşatan koskoca bir dünyayı öldürdüler! Bu konuda vay “bunu hepimiz yaptık”, yok “bunda hepimizin payı var” gibi saçma sapan bir romantizmle konuşan, yazan kişilere de ayrıca kızgınım, hatta öfkeliyim. Bizler, yani yıllardır çöplerini ayrıştırarak atan, lavabosuna tek bir damla atık yağ dökmeyen, deterjan kullanımını minimuma indirmek için elinden geleni yapan, karbon ayak izini nasıl en alt düzeyde tutacağını öğrenmek için didinen, çöpünü atacak yer bulana kadar elinde/cebinde gezdiren, sırf daha az ambalaj tüketmek için cam şişesini/kahve termosunu yanında taşıyan insanlar mı öldürdük denizi? Yoksa fabrikasına arıtma tesisi kurmayan patronlar, bu konuda denetimi doğru yapmayan ülke yönetimi, bilim insanlarının sözlerine kulaklarını tıkayan politikacılar ve kimse kusura bakmasın ama çevre konusunda kamuoyunu doğru bilgilendirmeyen, yeteri kadar haber yapmayan medya mı öldürdü? (Bu konuyu instagram’daki @turkishdictionary isimli hesap çok güzel formüle etmişti, oradan biraz yararlandım, var olsunlar.) Bu felaketi vatandaşlar yapmadı! 

Bir de öldürülen diğer Deniz var tabii, gencecik yaşında… Sevin sevmeyin bu ülkedeki yaklaşık altı milyon kişinin oyunu almış bir parti ve bu partinin binasına yapılan planlı bir saldırı var ortada ve Deniz Poyraz bu saldırıda cinayete kurban gitti! Tablonun ne kadar acıklı olduğunu görüyorsunuz değil mi? Bu olayın arkasında yatanları tartışacak değilim, gün gibi aşikâr olduğunu düşünüyorum, yalnızca katilin ifadesini okusanız bile nasıl bir nefretin körüklendiğini göreceksiniz zaten. Bunu da bu ülkenin sıradan vatandaşları yapmadı! 

Kadına yönelik şiddeti önlemek adına hiçbir şey yapılmaması, LGBTİ+ bireylere karşı düşmanca davranışların artması (en yakın örneğini Onur Yürüyüşü’nde gördük), hayvan hakları yasasının bir türlü çıkarılmaması, Boğaziçi’nde hala devam eden direnişe rağmen (Bir adım bile geri atmayan tüm onurlu akademisyenlere selam olsun!) üniversiteleri işgal etme çabaları, Çorlu’da yaşanan tren katliamı ya da Soma’daki maden faciasının faillerinin gerekli cezayı almaması, Salda Gölü gibi dünyanın en özel yerlerinden birinin talan edilmesi, HES’lere karşı verilen mücadeleyi görmezden gelerek sürdürülen doğa katliamı…

Bakın bunlar yalnızca bir anda akla gelenler. Daha onlarca başlık altında yapılagelen yüzlerce yanlış sayabiliriz burada. Ve bunların hiçbirinde vatandaşlar olarak bizim bireysel bir dahlimiz yok, olamaz! Sizlere bunu dikte eden aydın görünümlü kişilere lütfen itibar etmeyin! Onlar, kendi tuzu kuru hayatlarına devam edebilmek için halkı kandırmaktan çekinmeyenler, hani Ahmed Arif’in unutulmaz dizelerinde dediği gibi; “bunlar, engerekler ve çıyanlardır”. 

En başta da söylediğim gibi o kadar çok yanlış işler yapılıyor, zulüm, talan, katliam, haksızlık, hukuksuzluk o kadar çok arttı ki bizler yani bu dünyadan kimseye bir zararı dokunmayan geçmeye çalışanlar, herkesin adil bir düzenden yaşaması gerektiğini savunanlar, yalnızca sevgiyi, kardeşliği, umudu yaymaya çalışanlar hangi cephede savaşacağımızı şaşırdık! Yorulduk belki, pek çoğumuz yılgınlığa kapıldı, çaresiz bir kabullenme hali geldi çöktü üzerimize. En büyük hatayı da burada yapıyoruz ne yazık ki! Yapmamız gereken bizleri giderek daha derin bir karanlığa gömmeye çalışan bu düzene uyum sağlamak değil, olmamalı. Zaten bizleri getirmek istedikleri hal bu! Eylemsiz, edilgen ve umutsuz… Bizler bunların hiçbiri olmamalıyız. 

Artık yeni şeyler söylemek için yeni yollar bulmak zorundayız!

YORUMLAR

  • 0 Yorum